Elinde kağıt kalemle, önünde daktiloyla, cebinde tablet, kucağında bilgisayarla…
Sahip olduğumuz araç ya da çağın getirisi nasıl olursa olsun, yazmanın doğasında biraz da kıvranmak var.
İlk cümleyi kuramamak, yazıp silmek, düşünüp işin içinden çıkamamak ama en sonunda şöyle ya da böyle, kusurları ve hatalarıyla ortaya bir iş çıkarmak…
Yazmak bir sonuç değil, bir süreç. Hem yazanı değiştirip dönüştüren, hem kendi kendini dokuyan bir canlı mekanizma.
Fakat bugünkü dijital sistemin hızlı doğasında bu bekleyiş, bu yavaşlık bir delilik ve zaman kaybı gibi görülmeye de başlandı. Muhatabını anlık bir merakla kendine çeken, kullanıcısını doyumsuz bir şekilde sonraki akışa yönlendiren mekanik bir ritim oluştu.
Bu sistem içinde fikir işçisi olarak kalabilmek her geçen gün daha zor, fakat bir yandan da kıymetli.
Zira daha en başta kendi yazarını bile değiştirmeyen, kendi üreticisine dahi dokunmayan bir ürün, muhatabını ne kadar etkileyebilir ki?
Bir editör, bir yazar ve bir bağımsız gazeteciyle, yapay zeka çağında yazma meselesini irdeledik.
Yazarın zihinsel süreci hız takıntısından nasıl etkilenir?
Algoritmalar artık daha çok, daha hızlı ve daha yüzeysel içerik üretimini ödüllendirmeye teşne.Editör Bade Osma’ya göre, bu hız takıntısının bir sonucu olarak, düşünme süreci ile yazma süreci gün geçtikçe birbirinden ayrıldı. Bunun da müsebbibi, yapay zeka.
Yazarlar, bir cümle ya da paragraf kurma sürecinde aslında düşüncesini de inşa etmiş oluyor. Oysa bugünün içerik üreticileri, metinlerini komutlarla şekillendiriyor. Yapay zeka kendisine verilen başlık ve anahtar kelimelerle bir içerik üretirken yazara kalan daha çok editoryal düzenleme süreci oluyor.
