Sakin kalmak için yazıyorum şu an.
Şu hayatta aradığım şey, mutluluk, uzun yaşam, ruh ikizim, şan, şöhret, para falan değil; inşa etmeye çalıştığım insan olmaya devam edebilme gücü.
Dünya, beni de herkes kadar zorluyor, yolumdan çıkarıyor; öfke, umutsuzluk, sevgisizlik, değersizlik ve çaresizlikle örülü, 21. yüzyıl insanlarıyla tıkış tıkış dolu bir labirentte haritasız yürümeye zorluyor.
Uzunca bir zamandır en çok ve en kolay yaptığım şeyler bile zor geliyor. Bu durumla başa çıkabilmek için yazıyorum şu an. Sakin kalmak için; aklımı başımda tutabilmek ve labirentin kabataslak bir haritasını çıkarabilmek için…
Sükunet, hileli ve şahane bir kavram. Formülünde sessizlik, sadelik, yavaşlık gibi malzemeler varmış gibi görünüyor. Ama freni patlamış, artan bir ivmeyle dönen bir atlıkarıncanın üzerinde, neşeli bir plastik ata tutunmuş çığlık atarken de sükunet içinde yaşama ihtimali var. Sanırım sükuneti, her koşulda bir çözüm (bulma değilse de) arama iradesine sahip zihin durumu diye tanımlamayı tercih ediyorum.
Bu yazıya ve diğer şeylere devam edebilmek için bu fikre tutunacağım.
Geviş getirme sendromu
Öncelikle yalnız olmadığımı biliyorum. Bu iyi ama biraz acıklı bir başlangıç.
Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre dünya üzerinde yaklaşık 332 milyon insan depresyondan muzdarip; kadınlarda depresyon görülme oranı erkeklere göre 1,5 kat fazla. Depresyonun 2030 yılında dünyanın başına dert olacak hastalıklar listesinde ilk üçe gireceği öngörülüyor.
