Ağustos ayının enflasyon verileri açıklandı. Tabii yine TÜİK’e ve ENAG’a göre farklı iki tablo var.
TÜİK’e göre yıllık enflasyon yüzde 31,51; ENAG’a göreyse yüzde 49,03 olarak gerçekleşti.
Tartışmasız rakamlar da var.
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) geçen günlerde yayımladığı Doğrudan Yatırımlar Bülteni’ne göre, Türkiye’den doğrudan yatırım çıkışları 10,7 milyar dolarla 2007’den bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Net giriş ise 300 milyon dolara kadar geriledi, bu da yine 2007’den bu yana görülen en düşük seviye.
Vatandaş için ekonomik açıdan hayat uzun zamandır çok zor geçiyor.
Kredi kartı kullanımı rekor düzeye ulaştı. Nüfusumuz 86 milyon ama kredi kartı sayısı 140 milyondan fazla. Bireysel kredi kartı ve tüketici kredileri trilyonlarca liraya ulaştı.
Cambridge Üniversitesi’nden ekonomist Prof. Özge Öner’e göre “Kredi kartı artık bu toplumda ödeme kolaylığı sağlayan plastik parça değil. Maaş ile hayat arasındaki boşluğu kapatan protez.”
Bir yandan dört bir yanımızda savaşlar, bir yandan dünya ekonomisindeki kriz söylentileri… Ekonomide ne içeride ne dışarıda durum iç açıcı.
Ve belki de en kötüsü, topluma bu konuda yayılan ümitsizlik hissi.
Ekonomik verileri insan hayatı üzerinden yorumlayan Öner’e göre Türkiye iktisadi bir çöküşe doğru gidiyor ama yine de yapılabilecekler var; bildiğimiz anlamda bir seçim ekonomisi de olmayacak. Dünya ise 2008’deki krizi andıran yeni bir krizden uzakta… Prof. Öner’e ekonomiye dair aklımızdaki soruları sorduk.
Türkiye’de gündem, siyasi ajanda o kadar hareketli ki ekonomi medyası dışında ekonomik konular çok fazla yer bulmuyor. Sadece sürekli açıklanan verileri okuyor ve ne yaşadığımızı biliyoruz. Siz bizim için ekonomimizin bir fotoğrafını çeker misiniz?
Birden fazla yapısal değişikliğin aynı anda cereyan ettiği çok enteresan bir süreçten geçiyoruz. Her şeyden evvel, dünyada iktisadi sistem çok farklı bir yere evrildi. İki şey aynı anda oluyor. Bunlardan ilki, 20-30 yıl öncesinin yükselen değeri globalizasyon ile ilgili… En yükselişte olduğu, uluslararası ticarette genişlemenin, ticarete dair kısıtların kalkma hızının en arttığı dönemde dahi bu sürecin kazananları ve kaybedenleri olacağına dair önemli uyarılar yapılıyordu.
Zaman içinde kazananlar ve kaybedenler arasında devasa farklar oluştu. Bu eşitsizlikler ülkeler arasındaki farka bakıldığı zaman çok görülmeyen, ama ülkelerin içine bakıldığında görülen eşitsizlikler. Makro iktisadi bir felsefeyle bir ülkenin performansına bakıldığında işler iyi gözüküyorsa “Aynen devam edelim” deniyor.
Türkiye de bu globalizasyon sürecinde şaha kalktı, uluslararası ticarette genişleme, iktisadi olarak büyüme yaşandı. Bilhassa AK Parti’nin iktidarına denk gelen 2000’lerin başındaki dönemde, Türkiye dünyadaki parasal genişlemeden payını aldı. Bu da Türkiye’nin makro iktisadi göstergelerde çok ciddi anlamda parlamasına sebep oldu. Bugün dahi aynı şeyin devam ettiğini söylemek mümkün. Türkiye gerçekten dünyanın en büyük yirmi ekonomisinden bir tanesi. Bunu kimse inkar edemez.
Ama… Madalyonun bir de diğer yüzü var.
Evet, bütün bunlar olup biterken ülke içerisinde gelir dağılımı belirgin biçimde bozuldu. İnsanların konut edinmesi giderek zorlaştı, oturduğu evin sahibi olanların oranı uzun vadede geriledi. İktisadi refahın en önemli göstergelerinden biri olan sağlıklı yaşam süresi de oldukça düşük seviyelerde seyrediyor. Sağlıklı ve dengeli gıdaya erişimin güçleşmesi, yetersiz beslenme ile obezitenin aynı anda yaygınlaşabildiği yeni bir yoksulluk biçimi yaratıyor. Çocukların gelişimi ve yeterli beslenmesi konusunda da kaygı verici işaretlerle karşı karşıyayız. Kısacası yaşanan refah kaybı artık yalnızca gelir tablolarında değil, insanların barınma koşullarında, beslenmesinde, sağlığında ve gelecek kuşakların hayat imkânlarında da kendisini gösteriyor.
Bunların iktisadi ve siyasi sebepleri var, globalde yaşanan bazı değişimler sebebiyle maruz kaldığımız birçok etken de var. Ama iktisadi olarak refah ve kalkınmanın temel meseleler olarak ele alınmasının zaruri olduğu bir evreye girdik. Bugüne kadar anladığımız şekliyle bir kalkınma ya da refah rotasından bahsetmek artık mümkün değil. Önümüzdeki 10, 20, 30 sene bütün hadise refah olacak.
Benim “makro iktisat fetişi” dediğim şeyden bir an evvel çıkılmasının çok zaruri olduğu bir evreye girdik. Lokalizmin, yerelliğin siyaseten ve iktisadi açıdan çok yükselişte olduğunu, bilhassa kıta Avrupası’nda ve dahi Amerika'da oy verme davranışlarına bakınca görüyoruz.
Türkiye'de iktidarda kim olursa olsun ya da iktidara kim talip olursa olsun, Türkiye'nin iktisadi vaziyetini, çok coğrafi bir yerden okuyup anlayıp coğrafi bir yerden çözmek durumunda.
Peki, daha mikro düzeyde baktığınızda ne görüyorsunuz? Mevcut ekonomik tablo, vatandaşların hayatına nasıl yansıyor?
Türkiye, her şeyden evvel, işte 2023'ten beri dezenflasyonist bir süreç içerisinde olduğu rivayet edilen bir ülke. Kağıt üzerinde aslında bu dezenflasyonist sürecin meyve verdiğini söylemek mümkün, hem enflasyonda hem enflasyon beklentilerinde aşağı yönlü bir hareketlilik var. Fakat enflasyon tahmin ve temenni edilen seviyeden çok daha yukarıda asılı kaldı.
Enflasyonun alt kırılımlarına baktığımızda, yani sepeti oluşturan tüketim kalemlerine baktığımızda ise gördüğümüz şu: Türkiye açıklanandan çok daha yüksek bir enflasyonla yaşıyor. Türkiye nüfusunun çok ciddi bir kesimini oluşturan ücretli ve oldukça düşük ücretliler manşet enflasyonun çok daha üzerinde seyreden tüketim kalemlerine çok daha fazla maruz kalıyor.
Türkiye’de ücretli çalışanların yaklaşık yüzde 80’i asgari ücretin iki katı veya daha düşük bir gelirle geçiniyor. Neredeyse yarısı ise asgari ücret düzeyinde ya da altında ücret alıyor. Bu kesimlerin karşı karşıya kaldığı gerçek enflasyon, açıklanan ortalama enflasyondan çok daha yüksek. Çünkü gelir düştükçe harcama sepeti gıda, kira ve enerji gibi temel ihtiyaçlarda yoğunlaşıyor. Bu kalemlerdeki fiyat artışları genel enflasyonun üzerine çıktığında, düşük gelirlinin hissettiği enflasyon da yüzde 40’lara, 50’lere, hatta 60’lara ulaşabiliyor. Başka bir ifadeyle, gelir azaldıkça yalnızca geçinmek zorlaşmıyor, maruz kalınan enflasyon da ağırlaşıyor.