Nostalji en favori duygu hâllerimizden biri. Duygudan çok bir hâl olması, nostaljiyi hem cazip hem de kırılgan kılıyor: Kayıp, özlem, geri dönüşsüzlüğün tatlı sızısı, hafızaya sığınma ve kısa süreli teselli iç içe.

Toplumsal hafızanın “altın çağ” diye kodladığı belirgin duraklar var: Örneğin 90’lar nostaljisi birkaç kuşak üzerinde etkili, 90’dan sonra doğanlar da dahil buna. İşte bu çok sevdiğimiz geçmiş sığınakların günümüzle olan mesafesi giderek kısalıyor, fark ettiniz mi?  

Şimdiki favori durağımız 2016 yani “sadece” on yıl öncesi ama sanki artık bambaşka bir hayattaymışız gibi geliyor. Sosyal medyada dolaşan 2016 fotoğrafları, eski telefonlarla çekilmiş görüntü kalitesi görece düşük ama içerdiği mutluluk oranı nedeniyle “24 ayar” selfieler, o yıllara ait şarkılar… 

Yakın nostalji: “En son ne zaman mutluyduk?” hissi

2016’nın bir süredir dolaşımda olması bir “altın çağ” arayışından çok daha fazlasını anlatıyor. Bundan on yıl öncesi, birçoğumuz için henüz her şeyin bu kadar geri dönülmez biçimde bozulmadığı son eşik gibi hatırlanıyor. Sonrasında gelen siyasal sertleşme, pandemi, ekonomik kırılma ve sürekli toplumsal kriz hâli, zamanı hızlandırırken duygusal yıpranmayı da artırdı. Bu nedenle işte nostaljinin menzili de kısaldı: Eskiden yirmi - otuz yıla yayılan özlem, şimdi on yıla bile zor dayanıyor. 2016’ya dönük bu yoğun ilgi, geçmişi yüceltmekten çok, kaybedilmiş bir normalin yasını tutma biçimi gibi çalışıyor.

Bu duygunun son zamanlarda iki yerde yoğunlaştığını görüyoruz. Tarkan konserleri ve nihilist penguen. Felaketler ve acılar antolojisi halinde seyreden gündemi delebilen iki şey var: yerli megastarımız ve sanal dünyada bir stara dönüşen bir penguen!