2001 yazı. Kimilerinin romantize, kimilerinin kriminalize ettiği eski Türkiye’nin son demleri.
Ekonomik kriz o günlerde de ülkenin ana gündemi. Eski haber bültenlerini taradığınızda en çok Kemal Derviş’in adını duymanız sürpriz değil o yüzden. Biraz yaşça büyüklerin anlattıklarından biraz da internetteki arşivlerden yola çıkarak, memleketin yine bunaltıcı bir dönemden geçtiğini söyleyebiliriz.
Fakat 2001’in yazında, henüz 8 yaşında olan bendeniz başka bir şey hissediyordum. Zira bir ilkokul çocuğunun bile tepeden tırnağa hissedebileceği türden bir heyecan vardı sokaklarda. Mahalledeki bakkal da, okuldaki öğretmen de, farklı meslek gruplarındaki ailelerimiz de ekonomik kriz dışında bir şey konuşuyordu. Herkes Tarkan’ın yeni albümü Karma’ya kitlenmişti o yaz. Hiç değilse benim çocuk aklımda böyle yer etmiş...
O yazın ertesindeki 2002 Dünya Kupası’nda üçüncü oluşumuz ve Sertab Erener’in Eurovision birinciliği dışında öylesine kitlesel bir heyecanı paylaştığımızı hatırlamıyorum. Ta ki geçen haftalarda Tarkan’ın uzun bir aradan sonra İstanbul’da konser vereceği haberi gelene dek.
En azından kendi çevremde birkaç gün 2001 yazını andıran bir heyecan vardı. 16 - 31 Ocak arasında düzenlenecek sekiz konserin biletlerinin dakikalar içerisinde tükenmesi de pek sürpriz değil bu yüzden.
Cümle alem biletleri kapışırken bir soru takıldı aklıma: “Tamam Tarkan’ı çok seviyoruz ama onu ne kadar tanıyoruz?”
Acı vatan, musiki cemiyetleri
Tarkan Tevetoğlu, 1972’nin sonbaharında, Batı Almanya’da doğdu. 60’ların başında yolu acı vatana düşen pek çok işçi ailesinden birine mensuptu.
Onun hikayesi de emsali gurbetçi çocuklarının yaşadıklarına benziyordu. Altı çocuklu Tevetoğlu ailesi, zaman içinde Batı Almanya’daki zor şartlara dayanamamış ve çareyi yurda geri dönmekte bulmuştu.
Tarkan henüz 14 yaşındayken Kocaeli’ne bağlı Karamürsel’e taşındılar. İki yıl sonra da soluğu İstanbul’da aldılar.
Küçüklüğünden beri çalıp söylemekle haşır neşir olan Tarkan’ın müzikle ilişkisi, bu süreçte ciddiye bindi. Önce Karamürsel’de, ardından Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde alaturka üzerine dersler almaya başladı.
Bir yandan müzik dersleri, bir yandan lise devam ederken bir de Yalova’da ufak sahnelere çıkıp cep harçlığını çıkardı.
