“Eğlenceli.”
“Video oyunu gibi.”
“Nazi’leri anlıyorum.”
-“Sence bu bir soykırım mı?”
-“Evet, kesinlikle.”
Bunlar, İsrailli asker ve istihbarat görevlilerinin ağzından çıkan ve kayda geçen itiraflar.
Bir yanda sarf edilen bu cümlelerin kan donduruculuğu, diğer yanda Tel Aviv’in lüks rezidanslarında süregiden hayatlar…
Dans eden, yemek yiyen, televizyonlarından savaşı canlı canlı izleyen, Netanyahu’nun açıklamalarını dinleyen insanlar.
Venedik Film Festivali’nde dakikalarca ayakta alkışlanan NAZA belgeseli, bilmediğimiz bir şey söylemiyor.
Ama farklı yaptığı bir şey var: Anlatmıyor, gösteriyor. Kendi söylemiyor, itiraf ettiriyor. Konuşmuyor, konuşturuyor.
Sonuçta da hem gözümüzün önünde olan hem de zaman zaman körleştiğimiz bir soykırımı, tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
Fayn’ın Filmekimi’nde izleme fırsatı bulduğu NAZA, adından daha çokça bahsettireceğe benziyor.
“Naza” ya da zayiat
NAZA, bir kısmı daha önce sahada hiç görev yapmamış 24 İsrailli asker ve istihbarat görevlisiyle yapılan röportajlardan oluşuyor.
80 dakikalık belgesel boyunca soykırımı, bizzat işleyenlerin ağzından dinliyoruz: Her biri suç ortağı ve her biri bunun farkında.
Karşılarında oturan Yuval Abraham, İsrail’in Filistinlilere uyguladığı soykırım hakkında senelerdir haber yapan, aynı zamanda No Other Land filminin yönetmenlerinden olan bir gazeteci.
Kamera arkasında yönetmen Rachel Szor; yapımcı koltuğunda ise The Guardian ekibi oturuyor.
Belgeselde, gördüklerimiz kadar göremediklerimiz de var; mesela yüzleşme anları. Zira hem kişilerin kimliği onların isteği üzerine gizlenmiş, hem de ses tonu ve beden dillerine duygudan yoksun, didaktik ve çelişkili bir anlatım hakim.
Pek çoğu “Ben öldürdüm” değil, “Emri ben verdim” diyor. Bir bilgisayar oyunu oynar gibi, uzaktan kumandayla bir şeyi idare eder gibi, ölenler gerçek insanlar değil de sanal bir dünyadalarmış gibi…
