24 Mayıs 2026 günü hafızalarınıza kazınsın. 

‘Türkiye siyasetinde olmaması gereken ne varsa oldu’ listesine o günü de ekleyin.

CHP’nin seçimle koltuğunu kaybetmiş ama mahkeme kararıyla atanmış genel başkanı, polise başvurmak suretiyle, partili olduğu iddia edilen ama aslında bodyguard oldukları öne sürülen bir grup ile parti genel merkezinin alınmasında beis görmedi.

Kendisi bizzat gelmedi, kendine bağlı milletvekilleri ile yaptı bunu. 

CHP’nin seçimle koltuğunu kazanan genel başkanı ve beraberindekiler ise önce ‘Genel merkezi boşaltın’ tebligatını yırtıp attılar. 

Kapıya dayanan polise barikatlar kurarak direndiler. 

Mahkeme mutlak butlan kararı verdikten sonra genel merkeze koşup Kemal Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafını indirip, çerçevesini ayaklar altında ezenlerin yaptığını, bu kez polisle birlikte girenler yaptı. 

Kısasa kısas işledi. 

Genel merkez savaş alanına döndükten sonra seçilmişler yeni karargahları olarak belirledikleri Meclis’e doğru yürüdüler. 

Gökyüzünün bile CHP’nin haline acıyarak ağladığı varsayılabilecek bir havada, yağmur altında. 

Seçilmişlerin başındaki genel başkan polisin toplumsal olaylara müdahale aracına (TOMA) tırmandı.

İkonik görüntülerin ortaya çıktığı bir gün oldu. 

Televizyon başında olayları izleyen bazılarının olanlara inanmak istemediği ve belki de gözyaşı döktüğü bir gün…

Bazılarının lanet okuduğu bir gün…

Bazılarının partiyi kurtardıklarını düşündükleri bir gün…

Bazılarının iki tarafı da kınayıp, “Bunlardan bir şey olmaz” dediği bir gün…

Bazılarının da ellerini ovuşturduğu bir gün…

Kime göre, neye göre

Peki bugüne nasıl gelindi?

2023 cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinden bir kez daha yenilgiyle çıkan CHP’de ‘değişim’ talebi hazırda bekliyordu. 

Sonuçlar açıklandıktan yaklaşık 24 saat sonra onu ilk dillendiren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu oldu. 

İmamoğlu’nun çağrısı etkisini gösterdi. 

Yenilmekten bıkanlar hislerine tercüman olan ortaya çıkınca onun arkasından gitmekte beis görmedi. 

Cesaret gösterip öne çıkanlardan, “Elimi taşın altına koymaya varım” diyen, yıllarca Kemal Kılıçdaroğlu’nun ekibinde yer almış Özgür Özel oldu. 

Onun gibi öne çıkmayı aklından geçirse de geride durmayı tercih edenlerin gerekçesi çeşitliydi. Bazıları İmamoğlu ile ittifak kurmak istemiyordu. Bazılarının da değişim talebinin muhatabı Kemal Kılıçdaroğlu ile ortak geçmişleri nedeniyle  vermeleri gereken hesapları kabarıktı. 

Kılıçdaroğlu ise değişim diyenlerden farklı bakıyordu her şeye. Tıpkı şimdi feryat figan edenlere baktığı gibi bakıyordu o zaman da. Neye itiraz edildiğini anlayamıyormuş gibi davranıyordu. 

Bir kere ona göre ortada bir başarısızlık yoktu. İktidarın yalan videolarına, ithamlarına, devrilen masalara rağmen kazanımlar vardı. 

Kolay mıydı o kadar oy almak? Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalması bile bir başarıydı. 

CHP’lilerin hakkı olan milletvekili sıralarını, cumhurbaşkanlığı adaylığını destekleyecek partilere tahsis etmek de yanlış değildi. Nasıl olsa kazanılacaktı o seçim ve tüm partilere grup kurabilecekleri sayıda milletvekili gerekliydi, yani en az 20 koltuk vermek şarttı, kazanmanın bedeliydi bu. 

Yer tahsis edilen milletvekillerinin bir kısmı şu sırada AK Parti saflarında. 

Kılıçdaroğlu baskı artınca, değişim taleplerine kulak vermiş gibi yaptı ama şartlar ileri sürdü. 

Zamanı geldiğinde yapılacak bir kurultaydan, koltuğunu ‘temiz’ bir isme devretmekten söz etti. Genel başkan olmak gibi bir derdi olmadığını, yakınındakilere söyletmeyi ihmal etmedi. Onlar da bunu söylerken yanına bir de “Kemal Bey kendi aday olmaz, aday gösterilir” tespitini de eklediler. 

Öyledir Kemal Bey çünkü oldum olası. O hiç istemez. Birileri hep onu ister.

Yarım kalan mücadele 

CHP 38. Olağan Kurultayı’na böyle gitti. 

Kurultaya giderken yapılan ilçe ve il kongrelerinde değişimcilerle, değişimi zamana yayma taraftarları arasında kıyasıya mücadele yaşandı. 

Kurultay sabahına erişildiğinde tablo şuydu; o kadar yenilgi tatmış Kılıçdaroğlu o sandıktan tekrar çıkabilirdi. 

Vardı böyle bir olasılık. Yarış kıyasıya geçecekti. 

O kadar çok yenilmiş Kılıçdaroğlu’nun parti sandığından bir kez daha çıkabilme olasılığına şaşanlar olsa da öyleydi. 

Siyasete ve CHP’ye dışardan bakanlarda olur böyle şeyler.

İçerden bakanlar ise bunun olabileceğini bilir.