Yirmi beş yıllık bir iktidar, dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun, hele denetleme ve denge mekanizmaları da zayıfsa, zamanla baskın kültürüyle, toplumun değerlerini ve yaşam biçimini kendine benzetir. Hatta kelimelere bile yeni anlamlar yükler.

Tanıl Bora, Zamanın Kelimeleri kitabında AK Parti iktidarıyla birlikte anlamı değişen “merhamet”, “gereği yapılır”, “en doğal hakkım” gibi kelime ve tanımları ele almıştı.

Elbette dil yaşayan bir unsur. Anlamı değişen, kimi zaman koflaşan, kimi zaman katılaşan kelimelere yenileri de eklendi: “Görevden affını istemek” ve “foncu” gibi.

Sahi, fon neydi?

Fon, Latince kökenli bir kelime. Temel, zemin demek. Ekonomideki anlamı da gayet nötr: Belli bir amaç için ayrılmış kaynak, para bütünü.

Mesela eski bakan, AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya, 2008’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde işe girdikten iki ay sonra, İstanbulluların cebinden ABD’de eğitim görmek için 85 bin 791 dolar burs almış. Yani bir fon kullanmış.

Bu fonun kimlere ve hangi ölçütlere göre dağıtıldığını bilmiyoruz. Kaya’nın bu bursu, sadece iki ay çalıştığı bir kurumdan, hangi üstün meziyetleri sayesinde aldığı da meçhul. Yurda döndüğünde “İstanbulluların parasını geri ödemeliyim” diye mi düşündü? Yoksa “Belediyenin parası. Hem yerli hem milli hem de derya deniz. Karşılıksız, emeksiz yemek de mübah” mı dedi? Bilmiyoruz. Çünkü bunu bilmemizi sağlayacak bir şeffaflık düzenimiz ve kültürümüz yok.

Ama AK Parti iktidarının siyasi dilinde neredeyse başlı başına bir suçlama ve itibarsızlaştırma kelimesi olan başka fonlar var.

Bazı makbul olmayan fonlar

2002’de yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklarla mücadele sözü vererek iktidara gelen AK Parti kültürünün genellikle makbul bulmadığı bu fonların ortak bir özelliği var: Şeffaflık ve hesap verebilirlik. Kim veriyor, ne kadar veriyor, hangi amaçla veriyor, ne yapılmasını bekliyor; hepsi baştan belli. Projede olmayan tek kuruşu harcamak bile mümkün değil. Harcanan her kuruş raporlanıyor, harcamalar denetleniyor.