“Bir çocuğu bir köy büyütür” düsturu gereği bizim sülalede kuşaklardır kullanılan bir kavram vardı: Gulyabani.
Yetişkinlerin çıkarlarına aykırı işler yapıldığında ya da onların kararları çocuklar tarafından sorgulandığında, Gulyabani’nin devreye girmesi söz konusu olurdu. Geliverirdi Gulyabani şimdi, görürdü küçükler gününü.
Öyle bir şeydi ki bu Gulyabani, büyüklerin de üstündeydi tabii. İtiraz edilemezdi ona. Her buyurduğu emir derhal yerine getirilmeliydi.
Tanımlanamaz bir şeydi Gulyabani. Bizim evdeki çocuklara sorulsa, hepsi farklı ve sisler içinde bir imaj tarif ederdi. Neye benzediği pek bilinmezdi ama büyüklerin yani karar vericilerin işbirlikçisi olduğu ve onların kişisel çıkarlarına hizmet ettiği de kesindi.
Bugünlerde de ülkenin siyasetinde bir Gulyabani dolaşıyor: Devlet aklı.
Devlet aklı nedir, ne zaman ortaya çıkar?
Bu ifadeyi bir süredir yoğun bir biçimde dolaşıma sokanlar bile, aslında devlet aklının tam olarak ne olduğunu tarif edemiyor. Lakin kimi zaman, demokrasinin ön koşullarından biri olan hukuk devleti ilkesine aykırı bir mahkeme kararında çıkıyor karşımıza, kimi zaman bir düşünce özgürlüğü bükücüsü olarak, kimi zaman da pençesinde kıvrandığımız ekonomik koşullara razı etme aracı olarak. Bazen de iktidar hırsının maskesi olarak önümüze dikiliyor.
Tanımlanamamasına rağmen, sorgusuz sualsiz kendisine itaat etmemiz de gerekiyor. Zira, devlet aklı, tıpkı Gulyabani gibi herkesin üstünde bir şey. Biz bilmeyiz, kudretli Gulyabani devlet aklı bilir.
Bizim aileye Gulyabani ne zaman gelmişti, nereden hayatımıza girmişti, pek net değil. Kuşaklar içinde şekil şemal değiştirdiğine eminim ama.
Tıpkı memleketteki Gulyabani gibi.
