Bir editör olarak bütün bir günüm kelimelerin arasında kaybolarak geçiyor desem abartmış olmam herhalde.
Bir cümleyi defalarca silip yeniden yazmak, uygun kelimeyi ararken bir tur atıp masanın başına geri dönmek, eninde sonunda aynı anlam çıksa da en iyi nasıl ifade edilir sorusuna yanıt aramak…
Anlamı birbirine yakın kelimelerin arasında, ancak dikkatli bakanın görebileceği sınırlar var sanki. Bir ormanda yürürken başınızı göğe kaldırdığınızda, hiçbir ağacın birbirine değmediğini fark etmek gibi. Orman ne kadar sık olsa da ağaçların taç yaprakları kendi hudutlarını çok iyi biliyor. Hepsi birbirinin aynıymış gibi gözükse de her bir ağaç bütünün içinde biricikliğini koruyor.
Hemen hemen her gün içinde dolandığım bu orman huzurlu olduğu kadar korkutucu da. Heyecan verici olduğu kadar ürpertici de. Yanlış anlamda kullanılan bir kelime bütün ahengi bozabilir. Ne çok acele etmeli ne fazla usulca yürümeli bu ormanda. Karanlık erkenden kısabilir, yol iyice görünmez olabilir.
Yine de bu ormanda tek başıma kaybolmadığımı bilmek bana güç veriyor. Nereden mi biliyorum? Son günlerde, mimar ve yazar Ertuğ Uçar’ın nisan ayında yeni baskısını yapan Ormanda Kaybolmak isimli kitabını okuyorum.
Bu bir sözlük hayali. Alışık olduğumuz sözlüklerden farklı olarak kelimelerin anlamlarına değil imalarına yer veriyor. Onları cümle içinde kullanarak değil, görselleştirerek anlamamızı sağlıyor. Aynı anlamda sandığımız sözcüklerin farklarına dikkat çekiyor.