Bir yazar hayatı boyunca hep aynı derdi demleyebilir. Yazıya böyle başlayınca bir kusura mazeret arıyormuşum gibi anlaşılmasını istemem. Yazarın meselesi olmalı söylemini duymayan kalmışsa, onlara yazarın her an yeni bir şey sunma sorumluluğu olmadığını hatırlatmak isterim. Bu konuyu aça aça Burhan Sönmez romanlarına kadar varacağım, korkmayın yolu da çok uzatmayacağım.

Epeydir ağır bir sorumluluğu, kırk bin üyeli Uluslararası Pen’in başkanlığını yürütüyor Sönmez. Böyle yazınca çok afili dursa da bu görevin İsveç’in Nobel kurulu gibi bir şey olmadığını, dünyanın pek çok ülkesinde zora düşen yazarların özgürlüğü için el uzatmaya çalıştıklarını onun ağzından sık sık duyuyoruz. Dikkatli okur hemen zor’dan kastımı soracak, başkan ben olmadığım için bu konunun üzerinden hop diye zıplayacağım; çünkü aslolarak bu yazı vesilesiyle onun, kitaplarını Kürtçe yazıp yayınlatmasındaki seçimi ve ısrarı, annesinin diliyle düşünmekten vazgeçmeyişi önünde saygıyla elimi kalbime götürdüğümü bilmesini istiyorum. Ana dilde düşünmek ve bunu bir edebi esere dönüştürmek memleketimizde başlı başına bir meseleyken Sönmez bunu normalleştirdi ve en azından onun gibi Kürtçe konuşup okuyan herkesi sevindirdi. Öyle ya eğitimi verilmemiş, ezelden beri yasaklanmış, kaç tane okuru olduğunu bile bilmediği bir dile borcunu da ödüyor böylece.