Bu yazı kutular arasında, bir evin kolilere sığabileceğini düşünmenin ne kadar nafile bir şey olduğunun anlaşıldığı anda yazılıyor. Taşınma arifesinde, paketlenemeyen sayısız duygu ve hatıranın ortasındayken bahsedeceğim konunun geride bırakılana dair olması kaçınılmaz.
Evimin içi “oda oda üzüntü”yle dolu şu an. Ama haksızlık yapmayacağım evime, çünkü “saadetler sabunlar gibi köpürdü” de burada. Behçet Necatigil’siz ev anlatılır mı hiç!
Yaşanılanların izleri bende kaldığı kadar bu evde de kalıyor. Yerime gelen bu izleri görebilecek mi? Duyguların izini süremese bile koca bir kitaplığın kapladığı yeri kolaylıkla bulabilir. Yerinden sökülmüş bir kitaplığı edebiyatın parmakizi sayacak belki de. Böyle incelikli düşünürse birkaç güne ardımda bırakacağım komşumu da merak edecek demektir. Neredeyse bir yıl aynı şarkıyı dinleyen komşumu.
Apartmanın merdivenlerinden inerken ya da çıkarken sıklıkla denk geldiğim şarkıyı ben de ezbere biliyorum artık. Ve hangi sözlerin komşumu kıskıvrak yakaladığını tahmin ediyorum.
