Mahkemenin 38. CHP Kurultayı için verdiği mutlak butlan kararının ardından Kemal Kılıçdaroğlu, o kurultayda kaybettiği CHP Genel Başkanlığı koltuğuna yeniden kavuştu ama parti de bölünme tartışmaları içine girdi. 

Kararla beraber koltuğunu kaybettikten sonra, ani bir hamleyle CHP Grup Başkanı seçilen Özgür Özel’in “Karşımızdaki yeni ittifak ‘mutlak butlan-mutlak sultan ittifakı’dır” sözü de siyasette “mutlakiyet” tartışmasını başlattı. 

Bu tartışmanın içinde de İsmet İnönü’nün, Demokrat Partililere yönelik şu sözü bugünlerde sıkça hatırlatılır oldu: 

“Aramızdaki farkı bilelim. Biz mutlakiyetten bugüne geldik, siz ise bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz.”

İnönü, bu sözü 27 Haziran 1956’daki TBMM oturumunda söylemişti. Peki neydi tartışma? 

İşte bunun cevabı için almak için o günün Meclis tutanaklarına, gazetelerine, tarih kitaplarına bakınca bugünkü tartışmalara, siyasilerin söylemlerine, karşılıklı suçlamalarına çokça benzeyen bir tablo çıkıyor karşımıza. 

Kritik seçim: 1954

CHP’nin 1950 seçimi öncesi getirdiği “liste usulü çoğunluk sistemi” 1954’te Demokrat Parti’nin (DP) ezici bir çoğunlukla Meclis’e girmesini sağladı. 

Bu sistemde seçmenler, tek tek adaylar yerine partilerin hazırladığı listelere oy veriyor, ilgili seçim çevresinde en çok oyu alan partinin listesindeki tüm adaylar milletvekili seçiliyordu. Bu da oylarla orantısız bir sonuç doğruyordu. 

Seçimler 2 Mayıs 1954’te yapıldı. DP yüzde 57,6 oy alırken CHP yüzde 35,4 oyda kaldı. Ama sistem yüzünden 541 milletvekilliğinden 503’ünü DP aldı. CHP sadece 31 milletvekili çıkarabildi. Meclis’e Cumhuriyetçi Millet Partisi’nden (CMP) beş milletvekili ile iki bağımsız da girmişti. 

Başbakan Adnan Menderes de elde ettiği güçle, kısa bir süre içinde basına ve muhalefete karşı sert bir baskı dönemi başlattı. Mesela İnönü’nün memleketi Malatya ikiye bölündü, Adıyaman kuruldu. Menderes’i en çok eleştiren siyasilerden CMP Genel Başkanı Osman Bölükbaşı, memleketi Kırşehir’de büyük zafer kazanmıştı. Cezası şehre kesildi, Kırşehir ilçe oldu. Menderes, Kırşehir’e öfkesini hiç saklama gereği de duymuyordu: 

“Türkiye’nin hiçbir vilayetinde yüzde 3’ten fazla oy almayan bir partiye mensup milletvekilini iki seçimde de seçen Kırşehir’in, bir içtimai ve siyasi bünye itibariyle anormallik göstermekte olduğunu inkâr etmek mümkün değildir; evet, biz açık konuşuruz.”

1950’lerin Silivrisi: “Ankara Hilton”

Basın üzerine de baskılar vardı. İlk yargılanan gazetecilerden biri Yeni Ulus gazetesi yazarlarından Hüseyin Cahit Yalçın’dı. 80 yaşındaki Yalçın, “Yayın yoluyla hükümetin manevi şahsiyetini tahkir” suçlamasıyla yargılandı ve hapse atıldı. 

İletişim Yayınları’ndan 1995’te çıkan bir kitap var. Adı, Popüler Siyasi Deyimler Sözlüğü. Maddelerden birinin başlığı, “Ankara Hilton”. Ama siz bunu otel zannetmeyin. Aslında bahsedilen Ankara Merkez Cezaevi. 

Bugün nasıl tutuklamalar için simge Silivri Cezaevi olduysa, o zaman da Ankara Merkez Cezaevi'ydi. 1954 ile 1958 arasında 1161 basın mensubu hakkında takibat yapıldı, 238’i mahkum edildi. 

Tutuklanan gazeteciler cezaevine “Ankara Hilton” adını taktılar. Volta için kullanılan dar koridorlara da “Adnan Menderes Bulvarı” diyorlardı. 

Cüneyt Arcayürek, Metin Toker ve Osman Bölükbaşı da yolu “Ankara Hilton”dan geçenlerden.