Türkiye'de uzun yıllar boyunca vesayet tartışmaları asker-sivil ilişkileri üzerinden yürütüldü. Sorun, seçilmiş siyasetçiler ile atanmış bürokratik elitler arasındaki güç mücadelesi olarak tarif edildi. Bu nedenle demokratikleşme de çoğu zaman bürokrasinin siyaset üzerindeki etkisinin azaltılmasıyla eş anlamlı görüldü.

Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, klasik anlamdaki bürokratik vesayet tartışmalarının ötesine geçmiş durumda. Yeni dönemde ortaya çıkan şey, toplumun farklı kesimlerinin kendi temsilcilerini seçme hakkının aşındırılması ve bunun yerine o toplumsal kesimler adına konuşma yetkisine sahip olduğu varsayılan “vasilerin” siyasal merkeze yerleştirilmesidir.

Yeni rejim

Aslında son dönemde hem Kürt siyaseti hem de CHP etrafında yaşanan gelişmeler bu yeni rejimin niteliğini anlamak açısından son derece öğreticidir.

İlk bakışta birbirinden tamamen farklı iki süreç yaşanıyormuş gibi görünüyor. Bir tarafta Kürt meselesinde Abdullah Öcalan'ın yeniden merkezi aktör haline getirilmesi, diğer tarafta CHP'de Kılıçdaroğlu'nun mutlak butlan olarak sahneye dönerek yeniden siyasetin merkezine taşınması.

Görünüşte farklı alanlarda yaşanıyormuş gibi görünen bu gelişmelerin ortak noktası ise demokratik temsil mekanizmalarının aşındırılması ve onların yerine toplum adına konuşacak vasilerin öne çıkarılmasıdır.