Karadeniz'de ticari gemilere yönelik saldırıların artması üzerine NATO, bölgeye ilave askerî unsurlar gönderme kararı aldı.
NATO Sözcüsü Allison Hart, üye ülkelerin büyükelçilerinin Karadeniz'deki güvenlik durumunu görüşmek üzere toplandığını duyurdu.
İttifak, bölgeye deniz karakol uçakları, radar sistemleri, insansız hava araçları ve istihbarat personeli gönderecek. Patlayıcı kalıntılarını incelemek üzere uzman ekipler de görevlendirilecek.
NATO yetkililerine göre öncelik, bölgedeki gözetleme kapasitesini ve istihbarat paylaşımını artırmak.
Saldırılar NATO sınırlarına yaklaşıyor
5 Ekim'den bu yana Romanya ve Bulgaristan kıyıları yakınlarında en az beş ticari gemi saldırıya uğradı. Bu saldırılarda 23 denizci hayatını kaybetti ya da kayboldu.
Geçen hafta Romanya kıyılarında iki kimyasal madde tankeri insansız hava araçlarıyla vuruldu. Saldırılarda yedi denizci kayboldu.
Romanya, hafta sonu hava sahasına giren iki insansız hava aracına karşı savaş uçaklarını havalandırdı. Ülkenin savunma makamlarına göre 2026'da Romanya hava sahasına 35 kez, izinsiz olarak insansız hava aracı girdi. Bu sayı geçen yıl dokuzdu.
Bulgaristan ise NATO'dan ilave savaş uçakları ve insansız hava araçlarına karşı savunma sistemleri talep etti.
Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ABD'ye ait bir P-8 Poseidon deniz karakol uçağının Karadeniz'de keşif ve gözetleme devriyelerine başladığını açıkladı. Fransa da 18 Ekim'de Romanya'ya bir deniz keşif uçağı gönderdi.
Saldırıların sorumluluğu konusunda ise henüz resmi bir NATO değerlendirmesi bulunmuyor. NATO, Romanya ve Bulgaristan saldırıları resmen Rusya'ya bağlamadı.
Buna karşılık AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, 20 Ekim'de Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada Rusya'ya ait olduğundan şüphelenilen insansız hava araçlarıyla 10 günde altı saldırı düzenlenmesini “tehlikeli ve kabul edilemez bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Kallas, Moskova'yı Ukrayna'nın tahıl ihracatını engelleyerek ülkenin gelirlerini azaltmaya çalışmakla suçladı.
Karadeniz'de ticaret de risk altında
Ukrayna'nın tahıl ve diğer tarım ürünlerini ihraç ettiği deniz yolları, saldırıların hedefleri arasında bulunuyor.
Denizcilik güvenliği şirketi Ambrey'e göre temmuz ayından itibaren ticari gemilere yönelik saldırıların sıklığı belirgin biçimde arttı. Şirket, saldırıların yaklaşık yüzde 80'inden Rus güçlerinin sorumlu olduğunu tahmin ediyor.
Artan risk, gemilerin sigorta maliyetlerini de yükseltiyor. Londra deniz sigortacılığı piyasasının yüksek risk kapsamı, Türkiye, Romanya ve Bulgaristan'ın karasuları dışındaki Karadeniz'in tamamına uzanıyor.
Deniz jeopolitiği üzerine çalışan akademisyen Ersin Elikoğlu da Karadeniz'deki saldırıların 2026'da yoğunlaştığına dikkat çekiyor. Elikoğlu'na göre Karadeniz'deki güvenlik krizi, Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmelerden bağımsız değerlendirilemez. Küresel buğday ve gübre ticareti açısından kritik öneme sahip bu iki güzergâhta artan riskler, uluslararası deniz taşımacılığını da etkiliyor.

AB Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas da Karadeniz'deki saldırıların, kuraklık ve Orta Doğu'daki savaş nedeniyle zaten baskı altında olan küresel gıda tedarikini daha da zorlaştırdığı uyarısında bulundu.
Türkiye için ne anlama geliyor?
Karadeniz'deki askeri hareketlilik Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor.
Ankara, savaşın başından bu yana Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni uygulayarak savaşan tarafların savaş gemilerinin boğazlardan geçişini kısıtlıyor. Ancak NATO'nun bölgedeki askeri varlığını artırma girişimleri, Karadeniz'in güvenliğinde Türkiye'nin rolüne ilişkin tartışmaları da büyütüyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 8 Ekim'de yaptığı açıklamada Karadeniz'in yeni bir çatışma cephesine dönüşmesine izin verilmemesi gerektiğini söyledi. Türkiye'nin ticari gemilerin güvenliğine ilişkin Rusya ve Ukrayna'ya öneriler sunduğunu belirten Fidan, taraflardan yanıt beklendiğini açıkladı.
ABD’nin Karadeniz hesapları
Aslında ABD’nin Karadeniz’de 1936’dan beri devam Montrö düzenini değiştirmek istemesi yeni değil. Ukrayna ile Rusya savaşı başlamadan önce de bu niyetini çok da saklamıyordu.
Romanya ve Bulgaristan’ın 2004’te NATO’ya üye olması denklemdeki ilk değişiklik. Çünkü bu tarihten sonra Türkiye, Karadeniz’e kıyısı olan tek NATO Ülkesi olma özelliğini kaybetti.
Eski Genelkurmay İkinci Başkanı Ergin Saygun, 2021’de kaleme aldığı bir yazıda ABD’nin Montrö’yü delmek için her fırsatı kullandığını, mesela tonaj limitini aşmak için, hastane gemileri ile antlaşmanın insani yardım hükümlerini devreye sokmaya çalıştığına değinmişti.
Saygun’un o zaman yazısına koyduğu başlık, “Karadeniz’de karmaşık denklem” idi. Ama denklem, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının ardından daha da zorlaştı.
Türkiye’nin Mavi Vatan doktrininin isim babası ve mimarlarından olan emekli Tümamiral Cem Gürdeniz de Karadeniz’de son günlerdeki gelişmelere dikkat çekti.
Gürdeniz, Romanya ve Bulgaristan'ın son girişimlerinin Türkiye'nin Montrö'den kaynaklanan stratejik ağırlığını zayıflatabileceğini savunuyor. Bunun sonuçlarının Karadeniz ile sınırlı kalmayacağına da dikkat çekiyor:
“Karadeniz’de kaybedilecek stratejik inisiyatif, yalnızca denizde değil, Türkiye’nin jeopolitik geleceğinde de ağır sonuçlar doğuracaktır.”
Romanya ve Bulgaristan’ın, Ukrayna savaşını fırsata dönüştürerek Ankara’yı ikinci plana itmeye çalıştığını savunan Gürdeniz, Karadeniz’in güvenliğinin NATO’nun genişleyen askerî nüfuzuna değil, Montrö rejimine, kıyıdaşların sorumluluğuna ve Türkiye’nin öncü rolüne dayanması gerektiğini söylüyor.
