Ben bir müzeseverim. Görmek, dokunmak, hissetmek istediğim şehirleri, müzeler boş olsun da daha rahat gezeyim diye, sezon dışı zamanlarda deneyimlemeye çalışırım.

Arkeoloji ya da tarihsel bir meseleyle ilgili müzeleri ayrıca severim. Orada sergilenen eserlere, objelere bakmak hayal gücümü harekete geçirir; o dönemi gözümde canlandırmaya çalışırım.

Bazı müzeler hayal kurmama epey yardımcı olan unsurlarla doluydu. Mesela Danimarka’daki Middelaldercentret açık hava müzesi. Burası Orta Çağ'daki bir köyde hayatın nasıl olduğunu yalnızca gösteren değil, yaşatan da bir müzeydi. Canlandırma oyuncuları kuyulardan su çekiyor, dönemin yemeklerini pişirip ziyaretçilere servis ediyor, şövalyeler gibi savaşa hazırlanıyordu. Adeta zaman makinasıyla Orta Çağ'a gönderilmiş gibi hissetmiştim kendimi.

Benzer özellikte ve çok etkileyici başka bir müze de Polonya’daki Varşova Ayaklanma Müzesi’ydi. 1944’te Nazi işgaline karşı 63 gün süren ayaklanmayı anlatıyordu. Klasik bir eser vitrini değildi, içeride gerçek savaş sesleri, kanalizasyon tünelleri replikaları vardı. Müzenin zemini de düz değildi, bazen daralıyor, moloz yığınlarının üzerinde yürüyormuş hissi veriyordu.

İstanbul’da da benzer deneyimleri hem de 360 derece yaşatan bir yer var: Müzeverse.

Galataport’taki Müzeverse’te sanal gözlüklerinizi takınca bambaşka bir deneyime adım atıyorsunuz. Bir Orta Çağ şatosunun dehlizlerinde gerçekten yürüyor, halkın yaşamına ortak olabiliyorsunuz. Dehlizlerde yürüyüp, kentin savunmasına katılabiliyorsunuz.

Sanal alemde gezindiğinizi unutuyorsunuz

Müzeverse’teki başka bir deneyim de Yaşamın Kökleri. Sizi bambaşka bir aleme götüren başlığı takınca kendinizi bir hikâyenin içinde buluyorsunuz. Charlie ve robotu Darwin sizi dünyanın ilk oluşum zamanlarına götürüveriyor. 

Lavların arasından yürüyüp kıtaların nasıl ayrıştığını gördükten sonra, dinozorların yaşadığı dönemleri dolaşmaya başlıyorsunuz. Kâh su altındasınız, kâh göklerde, kâh ormanlarda…

Yok olmuş hayvan ve bitki türleri önünüzden geçiveriyor. Gerçekten de bir dinozor sürüsü burnunuzun ucuna kadar geliyor. Üstelik o kadar kuvvetli bir his ki, sanal bir alemde gezindiğinizi unutuyorsunuz.

Mumyalama törenine bile katıldım 

Müzeverse’de yeni başlayan üçüncü deneyim de Piramitlerin sırları. Henüz görmedim ama daha önce Mısır Uygarlığını görmüştüm Müzeverse’de. O da inanılmaz güzeldi. Bir mumlayama törenine bile katılmıştım o deneyim sırasında.

Yaşayan ve hissettiren, üstelik de epey öğretici bu deneyimler yaklaşık 45 dakika sürüyor. Etkisi ise uzun süre geçmiyor. Size aslında düz bir zeminde ilerlediğiniz gerçeğini unutturacak capcanlı bir deneyime hazırsanız, gidin görün, derim.

🦉
Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. Abonelik seçeneklerini inceleyin.
Bağlantı kopyalandı!

Yazan:

Ayse Karabat

Ayse Karabat

ODTÜ Siyaset Bilimi bölümünü bitirdi. 1994’ten itibaren çeşitli radyo, TV ve gazetelerde çalıştı. Filistin’de ve Lübnan’da yaşadı. Kudüs’ün Gönüllü Sürgünleri ve Suriye Savaşları adlı iki kitap yazdı.