Sınır nedir?

Bizi diğerlerinden ayıran çizgi midir? Birinin bittiği, bir diğerinin başladığı yer midir?

Bugün sınır koymak, neredeyse bir kişisel gelişim sloganına dönüşmüş durumda. Çoğunlukla hayır demeyi öğrenmekle bir tutuluyor. 

Oysa psikolojiye göre sınır, yalnızca başkasına dur demekten ibaret değil. Kişinin kendini tanımasıyla, kişisel ve psikolojik ihtiyaçlarının farkında olmasıyla yakından ilgili.

Sağlıklı bir ilişki ve huzurlu bir zihin için sınır koyabilmek işlevsel bir rolde. Fakat sınır koymak ile ötekini kontrol etmek arasında da ince bir çizgi var. 

O çizgiyi göremediğimizde bazen canımızın istemediği şeyleri yapmamak ya da bir başkasını yönlendirmeye çalışmak için sınırları bir maşa gibi kullanabiliyoruz. 

“Kimsenin derdini dinleyemem” diyerek arkadaşlığın köküne kibrit suyu dökebiliyor, “benimle böyle konuşamazsın” derken kendimizi koruduğumuzu sanıp karşı tarafa hükmetmeye kalkabiliyoruz.

Kimi zaman da sınır çizdiğimiz yanılgısına düşerek kendini gözetmek kisvesiyle bir toplum içinde yaşama sorumluluğundan kaçıyoruz. 

Oysa sınırlar bizi korumak için var, bir masal prensesi gibi şatolara kapatmak için değil…

Keskin çizgiler mümkün mü?

Kendimizle diğer insanlar arasında keskin bir çizgi çekmek gerçekten mümkün mü?

Hepimizin aslında birbirine bağlı ve bağımlı olduğunu, birbirimizin gerçekliğini sürekli etkilediğimizi düşününce, kulağa imkânsız gibi geliyor.