Erol Köse’nin acı bir sonla hayat yolculuğunu tamamlaması, bugüne dek eşi benzeri görülmedik bir gürültü kopardı.
Bundan tam kırk yıl önce, 1986’da komediyle girdiği eğlence dünyasından bir trajedinin baş kahramanı olarak ayrıldı. Kimilerine göre bir dahi, kimilerine göre bir soytarı, kimilerine göre bir vizyoner, kimilerine göre ise şerrinden korkulması gereken bir “villain”dı… Bence bunların hepsiydi Dr. Erol Bey.
İlgiyi seven, sıradışı prodüktör
Geride bıraktığımız otuz yılın popüler kültürüne damgasını vurmuş, birlikte çalıştığı starlar kadar kendi ismini de bir marka olarak konumlandırmaya özen göstermiş sıradışı bir prodüktördü.
Genelde kamera arkasında durmayı, gölgede kalmayı seçen meslektaşlarıyla arasındaki bu önemli fark tamamen tabiatından kaynaklı gibiydi. İlgiyi seviyordu. Olumlu ya da olumsuz olması pek de mühim değil gibiydi sanki.
Gücünü kaybedip müzik sektöründen çekilirken, kendine yepyeni bir kimlik yaratarak tartışmalı bir Twitter fenomeni haline dönüşmesi de bu pervasız yapısı sayesinde mümkün olabilmişti.
İç dünyasında nasıldı, hassas noktaları, kırılgan tarafları var mıydı, gerçekten sevgisine sadık kalabildiği, gönlünü kırmadığı, çıkar uğruna incitmediği birileri hiç var oldu mu? Bilinmez. İnsan -hele ki Erol Köse gibi renkli bir insan- siyah beyaz bir varlık değil.
Gözle görülen bir gerçek ise şu: Erol Köse pek çok insanın hayatında “kötü adam” rolünü başarıyla canlandırmış. Zira ölümünün ardından yapılan açıklamalar arasında, hakkını helal etmeyenler ve bir adım daha ileri giderek “Ateşi bol olsun” diyenler öne çıktı.
Köse’nin ardında bıraktığı mağdurlar ordusunun gördüğü çevrimiçi destek, ölünün arkasından konuşulmaz klişesinin günümüzde, özellikle de sosyal medyada pek bir geçerliliği olmadığını ispatlar cinsten.
Dr. Erol Bey’in zirveye çıkışı
Peki bir zamanların bu en parlak prodüktörü nasıl oldu da tüm zamanların en sevilmeyen magazin figürlerinden birine dönüştü? Dr. Erol Bey’in zirveye çıkış ve serbest düşüş öyküsü bu soruya çok katmanlı cevaplar veriyor.
Asker bir baba ve ev hanımı bir annenin çocuğu olarak 21 Eylül 1965’te Elazığ’da dünyaya gelen Erol Köse, beş yaşındayken gelişiminin en önemli yıllarını geçireceği Ankara’ya taşınıyor. Başkentteki orta halli mazbut aile yaşamı içerisinde, ilerde en renkli anlar olarak hatırladıkları, iki ablasının eve getirip dinlediği plaklar ve annesinin onu götürdüğü altın günleri oluyor.
Zeki ve çalışkan bir öğrenci olarak hem akademik anlamda umut vaat ediyor hem de sosyal zekası ve şeytan tüyü sayesinde girdiği her çevrede kendini sevdiriyor. Bahçelievler Deneme Lisesi’ni birincilikle bitirmesinin ardından 1982 yılında ÖSS Türkiye ikincisi olarak Hacettepe Tıp Fakültesi’ne giriyor. Erol’dan üç yaş küçük olan, Ankara’nın bir başka parlak çocuğu şarkıcı Deniz Arcak, 16-17 yaşında henüz reşit değilken katıldığı partilerde ihtilal dönemi olması sebebiyle sık yaşanan polis baskınlarında Erol Köse’nin kendisine ve arkadaşlarına sahte kimlik çıkardığını anlatıyor. Bu tatlı çocukluk anılarında kalan masum suçlar, Köse’nin ortalamanın çok üzerinde olan kıvrak zekasını kullanma biçimine dair ipuçları veriyor.
Komedi Dans Üçlüsü ve şov dünyasıyla tanışma
Erol Köse üniversitedeki ilk yılında dersleri çok kolay bulması üzerine arkadaşlarının yönlendirmesiyle bir hobi edinmeye karar veriyor ve Amerikan Kültür’de dönemin en meşhur isimlerinden Coşkun Evcim’in verdiği dans kursuna katılıyor. Bu kurs hem Köse’nin hem de eğlence sektörümüzün kaderini değiştirecek bir gelişmeye sahne oluyor.
O dönem TRT’nin tüm müzik-eğlence programlarının yönetmenliğini ve yapımcılığını üstlenen Erşan Başbuğ, programlarında sık sık yer verdiği Coşkun Evcim’i ziyaret ettiği sırada genç kursiyer ve tıp öğrencisi Erol ile tanışıyor. Neşesi ve yüksek enerjisiyle dikkat çeken bu ufak tefek genci, bıyığı sebebiyle Charlie Chaplin’in “Şarlo” karakterine benzeten Erşan Başbuğ, halihazırda sahnede ve televizyonda “Komedi Dans” isimli bir şov yapmaya başlamış olan ikili Murat Akkaya ve Hakan Rullas’ın arasına Erol’u da dahil ederek “Komedi Dans Üçlüsü”nün doğmasını sağlıyor.

Tek kanallı dönemde ekranda görünmek, bir gecede ülke çapında şöhret olabilmek anlamına geliyor ve 1986 yılında Komedi Dans Üçlüsü baş döndürücü bir hızla şöhreti yakalıyor. Ekran şöhreti sayesinde gazino sahnelerine çıkan ve devrin modasına uygun olarak video filmleri çeviren üçlü arasından Akkaya ve Rullas ODTÜ’deki eğitimlerine, Köse ise tıp fakültesine devam ediyor.
İlerde Köse’nin peşini bırakmayacak kazık atma hikayelerinden ilki, şöhret yolculuğunun bu erken döneminde gazetelere yansıyor. Köse, popüler şarkılar ve eşliğinde komedi şovu formülünü geliştiren kurucu ikili Akkaya ve Rullas’ı ekarte etmek adına yeni bir ikili buluyor. TRT yetkililerine Murat ve Hakan’ın askerliğe gideceğini, bu nedenle şovlara yeni bulduğu iki genç ile devam edeceğini açıklıyor. Murat Akkaya ve Hakan Rullas’ın kendisini yalanlaması üzerine grubun dağıldığı haberleri basına yansıyor. TRT “ya siz üçünüz ya hiçbiriniz” şeklinde ültimatom verince altın yumurtlayan tavuğu yaşatmaya karar verip 80’lerin sonuna dek birlikteliklerini sürdürüyorlar.
Komedi Dans Üçlüsü (KDÜ) aynı zamanda TRT’nin sıkı arabesk yasağını delebilen ilk örnek oluyor ve bu ayrıcalık da yine kendi ifadesine göre Köse’nin kurnazlığı sayesinde gerçekleşebiliyor. TRT’nin genel müdürü Kerim Aydın Erdem’e “Öyle bir şov hazırlıyoruz ki arabeskle dalga geçeceğiz. Arabeskin ne kadar yoz olduğunu halkımıza göstereceğiz” diyerek dönemin en popüler müzik türüne ekran vizesi alan Erol Köse bu vesileyle Unkapanı piyasasıyla tanışıyor. KDÜ’nün skeçlerinde yer verdikleri arabesk şarkıların satışlarının patlaması Köse’nin plakçılar çarşısında tanınmasını ve networking yapmasını sağlıyor.
