Birinci Meclis, hepimizin gözünde farklıdır. Düşünün, I. Dünya Savaşı bitip Mondros Mütarekesi imzalanalı bir buçuk yıl geçmiş, payitaht İngilizlerin öncülüğünde işgal altında, İzmir’den işgale başlayan Yunan ordusu ilerliyor, güneyde Fransız işgali var. Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkıp Milli Mücadele’yi örgütlemeye başlamış ama Anadolu’nun birçok yerinde iç isyanlar tüm şiddetiyle sürüyor. 

Böyle bir ortamda açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, Milli Mücadele’nin merkezinde yer aldı. Milli iradenin gerçekleşmesi açısından birçok önemli karar aldı. Mustafa Kemal Paşa, mücadelenin mutlaka millete dayanmasını istiyordu, o nedenle Meclis’e önem veriyordu. Egemenlik kayıtsız şartsız milletin olmalıydı. 

Atatürk, Nutuk’ta da anlattığı ilk önergelerinden birinde şu ifadeyi kullanıyordu: 

“Meclis’te yoğunlaşan milli iradenin, doğrudan doğruya vatanın mukadderatına el koyduğunu kabul etmek temel ilkedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin üstünde bir güç yoktur.”
TBMM'nin açılışına Ankaralılar büyük ilgi gösterdi.

Meclis, sadece bir savaş karargâhı değil, aynı zamanda Türkiye tarihinin en hararetli ve çok sesli müzakere zemini oldu. Henüz partilerin kurulmadığı bu dönemde, geniş bir yelpazeden gelen vekillerden kurulmuştu. "Halk egemenliği", "kişisel otorite" ve "meclis denetimi" gibi kavramlar üzerinden birçok tartışmaya sahne oldu. Mustafa Kemal Paşa’yı destekleyen Birinci Grup ile muhalefetteki İkinci Grup arasındaki tartışmalar, Türk demokrasi tarihinin çarpıcı örnekleriyle doludur.

Ankara'da o gün

Tarih 23 Nisan 1920. Saat 13.45. O ana kadar Ankara’ya gelebilen 115 milletvekili ile Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. En yaşlı üye olması sebebiyle açılış konuşmasını, 1845 doğumlu, Maarif Müdürlüğü’nden emekli Sinop Milletvekili Şerif Bey yaptı. Konuşmayı Mustafa Kemal Paşa hazırlamıştı: 

“İstanbul’un geçici kaydıyla yabancı kuvvetler tarafından işgal olunduğu ve bütün temelleriyle halifelik makamının ve hükümet merkezinin bağımsızlığının yok edildiği hepimizce bilinmektedir. Bu duruma baş eğmek ulusumuzun, bize sunulan yabancı köleliğini kabul etmesi demektir. Ancak tam bağımsızlık (istiklal-i tam) ile yaşamak için kesin olarak kararlı bulunan ve ezelden beri özgür ve başına buyruk yaşamış olan ulusumuz, kölelik durumunu son derece sertlik ve kesinlikle reddetmiş ve hemen vekillerini toplamaya başlayarak yüksek meclisinizi meydana getirmiştir.” 
Birinci Meclis'in üyeleri, toplumun geniş bir kesimini temsil ediyordu.

Meclis’in sayıları 20’yi geçmeyen zabıt katipleri, ilk andan itibaren bu tarihi dönemi not almaya başladı. Bunlardan biri de o yıllarda daha 17 yaşında bir lise öğrencisi olan, sonraki senelerde Türkiye’nin ünlü hukukçularından biri olacak, 27 Mayıs 1960 Darbesi’nden sonra da oluşturulan kurucu meclisin üyeleri arasında yer alacak Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’ydu. İlk Meclis / Milli Mücadele’de Anadolu adlı kitabında o günü şöyle anlatıyor: 

“Milletvekilleri Ankara Öğretmen Okulu'ndan ve Ankara Sultanisi'nden (lisesinden) getirilmiş öğrenci sıralarında oturuyorlar. Bunların kılıkları, giysileri, yaşları, düşünsel düzeyleri ve görgüleri başka başka ve çok değişik; beyaz sarıklı, ak sakallı, cüppeli, eli tespihli hocalarla pırıl pırıl üniformalı genç subaylar; yazma veya şal sarıklı aşiret beyleri, külahlı ağalar ve kavuklu çelebilerle Avrupa'daki yüksek öğrenimlerini bitirip yeni dönmüş, Batı kültürüyle yetişmiş, nokta bıyıklı, “Kuva-yı Milliye” kalpaklı gençler yan yana oturuyorlar.”

Velidedeoğlu’nun ilk günkü gözlemlerine yansıyan mebuslar arasındaki farklılık, ilk meclisin çeşitliliğini gösteriyor. Birinci Meclis ile ilgili en kapsamlı araştırmayı yapan isimlerden Prof. Dr. İhsan Güneş, Birinci Meclis’in Düşünce Yapısı adlı kitabında, milletvekillerinin yüzde 45,5’inin fesli, yüzde 22,2’sinin kalpaklı, yüzde 18,1’inin sarıklı, yüzde 1,2’sinin yöresel giysili, yüzde 12,5’inin de başının açık olduğunu yazıyor. 

Bu çeşitlilik, sadece dış görünüşten ibaret değildi, fikren de farklılıklar vardı. Daha da önemlisi bu fikirler, Meclis’te özgürce dile getiriliyordu. Bu farklılıkların birleştiği ortak hedefse, “istiklal-i tam” yani tam bağımsızlıktı. 

Meclis’in adı nasıl belirlendi? 

Aslında genç Meclis’in adıyla ilgili tartışmalar da bize Meclis’in yapısı açısından bir ipucu veriyor. Milletvekillerinin aralarındaki fikri ve siyasal farklar meclise verilecek ad konusunda da birbirinden ayrı görüş ve tekliflerin gelmesine neden oldu.