31 Mayıs 2013… Gezi protestolarının kitleselleştiği gün. On binlerce kişi, dört koldan biber gazı bulutu içindeki Taksim Meydanı ve Gezi Parkı’na ulaşma çabasında. Akşam polis barikatlarının önündeki kalabalık artarken, herkes farklı yerlerden mesajlarla birbirini güncellemeye çalışıyor. O günlerde popüler olmaya başlayan Twitter’dan haber alabilmek için birbiri ardına hesaplar açılıyor.
Saatler ilerleyince telefonların şarjları bitiyor. Çevredeki esnafın dükkânındaki küçük ekranlarda haber yok; ana akım medya, özellikle ilk anlarda, üç maymunu oynuyor. O sırada Taksim Meydanı'na yakın bir ara sokakta bir bakkalın kapısındaki kalabalık dikkatimi çekiyor. Herkes eylemleri yayınlayan bir ekrana kilitlenmiş durumda. Birbirlerine soruyorlar:
- Hangi kanal bu?
- Halk TV diye bir kanalmış…
Türkiye’de geniş kesimler aslında 2005 yılında kurulmuş olan bu kanalı ve sosyal medya platformu Twitter’ı Gezi sürecinde tanıdı. İnsanlar sansür baskısı altındaki yaygın medyadan haber alamayacaklarını artık anlamışlardı. Temelde bilgi edinmek, haber almak için başvurulan bu mecralar, bir süre sonra belli kesimler için bir dayanışma ağı olmaya, bir toplumsal tutkal rolü oynamaya da başlayacaktı.
Bir “ritüel” olarak Halk TV izlemek
Fon krizi hakkında yaptığı haberler nedeniyle geçen günlerde gözaltına alınıp serbest bırakılan gazeteci Bahadır Özgür’ün, Halk TV’ye el konulmasının ardından yazdığı kısa yazının önemli bir vurgusu vardı. Özgür, Halk TV’deki köşesinde şöyle diyordu:
“Halk TV, uzun zamandır bir televizyon kanalı olmanın çok ötesinde bir rol üstleniyordu. Kendi kendine biçtiği bir misyon değildi bu. Üstlenmek mecburiyetinde kaldığı bir görevdi. Çünkü Türkiye’nin rotasının değiştirilmeye çalışıldığı bir dönemde, halkın büyük bir kesimi için son derece etkili bir ‘çıpa’ işlevi görüyordu.”