Bu ülke uzun süredir “sözün bittiği yer”den çıkamıyor. Yaşanan dehşetlerin aşırılığı her gün sözü aşındırıyor. Ülke hâlini anlatmak için istatistiklere bile gerek kalmıyor bazen. Tek bir gün, tek bir rastlantı yeterli. Aynı gün içinde iki kadın öldürüldü. İkisinin de adı ve soyadı aynıydı: Fatma Nur Çelik ve Fatmanur Çelik.

Fatma Nur Çelik genç bir öğretmendi. Bir öğrencisi tarafından bıçaklanarak öldürüldü. 

Fatmanur Çelik ise yıllardır maruz kaldığı istismarı anlatan, şikâyet eden, sesini duyurmaya çalışan bir kadındı. “Başıma bir şey gelirse intihar demeyin” demişti. 

Kısa süre sonra, Zeytinburnu sahilinde, 8 yaşındaki kızıyla birlikte ölü bulundu.   

Elbette bu iki olayın koşulları farklı. Ama aynı gün içinde, aynı isimde iki kadının ölüm biçimi, insanı başka bir gerçekle yüzleştiriyor: Türkiye’de kadınların hayatı artık tek tek olaylarla değil, tekrar eden bir şiddet düzeniyle konuşuluyor. 

Uzun yıllara yayılan güç ilişkisi

Zeytinburnu sahilinde ölü bulunan Fatmanur Çelik ve kızı Hifa İkra’nın hikâyesi böyle bir kırılganlığın en can alıcı noktasında karşımızda duruyor. Dosyada gizlilik kararı var ve ölümün nasıl gerçekleştiğini yargı süreci ortaya koymak zorunda. Ama şu an bile bildiklerimiz bunun yalnızca bireysel bir trajediden ibaret olmadığını açıkça gösteriyor.

Fatmanur Çelik’in hikâyesi çocuk yaşta başlayan bir istismar iddiasıyla başlıyor.