Anne Carson, Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandığını öğrendiğinde mutfağındaydı. Kraker yiyor, çay içiyor, London Review of Books okuyordu. Telefon çaldı, açmadı. Zaten telefonlarını pek açmıyordu. Eşi, önemli bir şey olduğunu düşünüp onu geri aramaya ikna etti ve böylece Carson, 2026 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandığını öğrendi.
Nobel’in telefon söyleşisinde bunları anlatırken oldukça sakindi. Kendisinden daha dramatik bir tepki bekleyenleri hayal kırıklığına uğrattığı için üzgün olduğunu bütün bunları biraz çılgınca bulduğunu söyledi; ödül parasını nasıl dağıtacaklarını düşündüklerini, ev ihtiyacı olan bir arkadaşları olduğunu ve Sınır Tanımayan Doktorlar'a her zaman bağış yaptıklarını anlattı. Bir de mutfağın yerlerini süpürmesi gerekiyordu. Nedense medya süpürülmesi gereken mutfağı çok sevdi, tam da bir kadın yazara yakışır haber yapılırdı. Birkaç saat sonra İzlanda TV kanalı, onu rüzgârlı bir yol kenarında, şapkası uçmasın diye tutarken yakaladı. Nobel'in okurlarını değiştirip değiştirmeyeceği sorusunu sordu, Carson’ın verdiği cevap kısaydı: kitaplarının kapağına bir etiket yapıştırılacaktı. Ödülü nasıl kutlayacağı sorulduğunda ise ormanda yürüyüşe çıkacaklarını, böylece telefonlara yanıt vermek zorunda kalmayacaklarını anlattı, akşam da koro dinlemeye gideceklerdi.
Kadınların Nobel’i, erkeklerin edebiyatı
2007'de Doris Lessing’e telefonla değil, evinin kapısından ulaştılar. Oğluyla hastaneden dönüyor, haftalık market alışverişiyle birlikte eve geliyordu. Kapısının önünde bir kalabalık vardı ve Lessing ilk anda bunun bir televizyon çekimi olduğunu sandı. Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandığını duyunca “Oh Christ!” dedi, gazeteciler torbaları eve taşımasına yardım etti. Zaten 88 yaşındaydı ve Akademi’nin, ölmüş birine ödül veremeyeceği için, kendisi göçüp gitmeden acele ettiğini düşünüyordu. Nobel'in sanatsal bir anlamı olmadığını söylemesi ise çoğu zaman "huysuz büyükanne" anekdotuna dönüştü.
