Türkiye’de sosyalleşmek giderek tercihten çok bütçe meselesine dönüştü. Evle okul ya da evle iş arasında kalan zaman, artık kendiliğinden gelişen karşılaşmalarla değil, çoğu zaman bir şey satın alınan mekânlar üzerinden anlam kazanıyor.
Buluşup kahve içmek, bir masaya oturmak, etkinlik ya da atölyelere katılmak… Bunların her biri, fark etmeden belirli bir harcama eşiğini de beraberinde getiriyor.
Parkların, mahalle arası buluşma noktalarının, sosyal tesisler gibi kamusal alanların yetersiz olduğu şehirlerde insanlar ya evlerine çekiliyor ya da illa para vermek zorunda oldukları tüketim temelli sosyalleşme biçimlerine yöneliyor.
Oysa kent hayatının en kritik ama en az görünür katmanlarından biri, tam da ev ve iş arasında kalan ve gündelik karşılaşmaları mümkün kılan mekânlar.
Sosyolog Ray Oldenburg, ev ve iş dışında kalan, sosyalleşmek için buluşmaya uygun bu kamusal mekanları third space, yani üçüncü yer olarak tanımlıyor.
Ankaralıların yakın zamanda hayatına giren Esat Hâl de bir üçüncü yer denemesi.
Kamusal ve ticari işlevleri bir araya getirerek kentte yeni bir buluşma alanı yaratma iddiası taşıyan Esat Hâl, gerçekten bu iddiasını hayata geçirebiliyor mu? Bir mekânın fiziksel olarak herkese açık olması, oranın gerçekten herkese açık olduğunu gösterir mi?
