İyi bir ortalamayla mezun oldunuz, projeleriniz hazır, portfolyonuz pırıl pırıl… Şu ses peşinizi bırakmaz: "Yetmez, birileriyle tanışık olmanız lazım. Hiç mi tanıdığınızın tanıdığı yok? ‘Değerli bağlantılarınız’ da mı yok?"
Bundan üç sene önce, henüz birinci sınıfta ve hiçbir "değerli bağlantısı" olmayan bir üniversite öğrencisiyken, içi içine sığmayan parlak bir aday olduğumu düşünüyordum. Bölümdeki herkesin bir "kimsesi" vardı; birinin babası ajans sahibi, diğerinin ablası bir kanalda spikerdi. Benim neden olmasındı?
Hayatımda tanıdığım en sosyal insan olan anneanneme gittim; biraz da umutsuzca... Ziraat mühendisi ya da bir memur arkadaşını sormuyordum ki. Hayatı boyunca taşrada yaşamış anneanneme medya sektöründen tanıdığı olup olmadığını sorduğumda hiç beklemediğim bir yanıt aldım: Liseden bir arkadaşının oğlunun kanalı olduğunu söyledi. Benim için numarasını buldu ve bir post-it kağıdına yazıp elime tutuşturdu. Aradan üç yıl geçti, ben bırakın o adamla görüşmeyi, telefonla bile arayamadım.
Kendimi sosyal anksiyetesi olan biri olarak tanımlayamam ama iş konusundaki bu özgüvensizliğim niyeydi? Bugüne kadar çalıştığım yerlerdeki insanlarla neden iş ilişkisi dışında içten bir bağ kuramıyor ya da kendimi tanıtma heyecanı yaşayamıyordum? Utanıyor muydum, yoksa bu utangaçlığın arkasına saklanıp onlara üstten bir tavırla mı bakıyordum? Peki, bu kadar "suratsız" görünürken antipatik olmaktan nasıl kaçınacaktım?
Birçok insanın benzer kaygılar taşıdığını biliyorum. Ben bu süreçlerle nasıl başa çıkıyorum ve başka neler yapılabilir, sizin için araştırdım. İş hayatında sosyal anksiyete ile nasıl network edinebileceğinizi adım adım anlatıyorum.
Kontrol edilebilirleri seçin
Alışık olduğunuz ofis arkadaşlarınızın yanında her şey daha kolaydır. Peki ya bir davet maili geldiğinde? Tanımadığınız insanların arasında tek başınıza ne yapacaksınız? Elinizi kolunuzu nereye koyacaksınız? Seçtiğiniz kıyafet uygunsuz mu kalacak? Muhtemelen herkes kendi tanıdıklarıyla mı takılacak?
Şimdi arkamıza yaslanıp derin bir nefes alıyoruz, önce kontrol edebildiklerimizden başlıyoruz. Başkalarının ne zaman geleceğini kontrol edemezsiniz ama vaktinde orada olmayı seçebilirsiniz. Özellikle geç kalma anksiyeteniz varsa, bugün hazırlıklı olun. Abonmanınızı, benzininizi, rotanızı önceden ayarlayın: Oraya tam vaktinde varıyoruz.
Anksiyete belirsizliği sever, bu yüzden belirsizliği minimuma indirmelisiniz. Etkinliğe girmeden önce kendinize şu soruları sorun: Kaç dakika kalacağım? Hedefim ne? "Herkesle tanışacağım" gibi uçuk bir hedef yerine, "Sadece iki kişiye merhaba diyeceğim" gibi makul bir sınır sizi rahatlatacaktır.
Hayatta bu kadar plan yapmak çok yorucu, farkındayım ama anksiyeteyle bir süredir haşır neşir olanlar beni anlayacaktır. Tamamen plansız hareket etmek de aşırı plan yapmak da bu kaygıyı tetikliyor. Onun için kontrol edebildiklerimizin elinden tutup edemediklerimizi salıyoruz.
İlk merhaba anı
Karşınızda yeni bir yüz var. Elini mi sıksanız, yoksa sadece gülümseseniz mi? Hiç düşünmeyin, en basitini seçin: “Selam, ben…” deyin ve elinizi uzatın. Networking’in doğasında tanışmak vardır ve kimse sizi neden tanıştınız diye yargılamayacaktır. Unutmayın, en büyük risk hiç etkileşime girmemektir.Elinizi nasıl uzattınız, o an nasıl görünüyorsunuz, gülümsemenizin boyutunu ayarlayabildiniz mi? Bunların hepsini kendinize soruyorsunuz. Ancak şunu unutmayın: Karşınızdaki kişinin o kadar da umurunda değilsiniz. Muhtemelen o da o an karnının aç olduğunu ya da dönüş trafiğini düşünüyor olabilir. Yani o da en az sizin kadar insan.
"Ben buradayım" demenin en kolay yolu
Kalabalık bir gruba dahil olmak, hareket halindeki bir trene atlamak gibi hissettirebilir; hele ki onlar birbirini zaten tanıyorsa... Önce grubun akışını izleyin, sonra küçük bir boşlukta söylenenleri onaylayarak veya kısa bir cümleyle söze dahil olun. Süper zeki bir şey söylemek zorunda değilsiniz, sadece orada olduğunuzu hissettirmeniz yeterli.
Bazen beklemediğimiz sessizliklere veya alaycı tavırlara maruz kalabiliriz. Bunun en iyi çözümü, hiçbir şeyi kişisel algılamamaktır. Karşınızdakinin kaba tavrı size değil, tamamen ona aittir. Siz bütün güler yüzünüz ve samimiyetinizle oradasınız.
Soru sormak
Tanışma aşamasını geçtiniz ve merak uyandıran bir sohbettesiniz. Aklınızda sorular var ama sosyal anksiyete sizi durduruyor olabilir. "Bilgisiz mi görünürüm?" diye endişelenmeyin. Şüphe duyduğunuzda, kendinize asıl hedefin o soruyu sormak olduğunu hatırlatın.
Alacağınız her türlü cevapla zaten başa çıkabilirsiniz. Sorunuzu içtenlikle ve merakla sorun. Emin olun, tahmin ettiğinizden çok daha sıcak bir tepki alacaksınız. Biz kaygılı insanlar başkalarının ne kadar eleştirel olacağını abartma eğilimindeyiz.
Yemek masası: Performans değil, ihtiyaç
Başkalarının önünde yemek yemek bazen ızdırap gibi gelebilir. Eğer sosyal piliniz bittiyse, tek başına oturup şarj olmanın hiçbir ayıbı yok. Ama hâlâ enerjiniz varsa, rastgele bir masaya oturun ve günün size ne getireceğine bakın. Dikkatinizi kendinizden uzaklaştırıp yemeğin tadına odaklanın. Bir şeyi dökmek veya sakarlık yapmak kadar insani bir şey yok, kimse bunun üzerinde sizin kadar durmayacaktır.
Her şey bittiğinde: İki doğru bir yalan
Tüm bunlarla savaşmanın sadece “Derin bir nefes al ve gülümseyerek insanlarla konuş.” demek olmadığını çok iyi biliyorum. Kilit nokta aslında etkinlik bittikten sonra başlıyor. Eve döndüğümüzde kendimize yönelttiğimiz o sert ve acımasız eleştiriler, bizi bir sonraki etkinliğe gitmekten asıl alıkoyan şey oluyor.
Buna “ruminasyon” (zihinsel geviş getirme) deniyor. Kaygılı zihniniz, çoğu anın kötü geçtiğine dair sizi ikna etmeye çalışıyor. Bu kontrolsüz düşünme hali tehlikeli çünkü bilişsel çarpıtma yaratıyor. İyi anları pire, aksilikleri ise deve yapıyor.
Bu noktada, Klinik Psikolog Ellen Hendriksen, Psyche için kaleme aldığı rehberde bu spiralden kurtulmak için harika bir yöntem öneriyor: İki Doğru Bir Yalan oyunu.
Etkinlikten sonra zihninizde dönüp duran anları not alın ve onları şu şekilde ayırın:
İki Doğru: Gerçekten iyi gitmeyen iki şeyi belirleyin. (Örnek: Tanışırken sesiniz titredi veya yaptığınız bir şakaya kimse gülmedi. Olabilir, sosyal etkileşimler mükemmel olmak zorunda değildir.)
Bir Yalan: Kendinize söylediğiniz "yalanı", yani o olaya yüklediğiniz felaket anlamını bulun. (Örnek: Tanışırken kekeledim, bu yüzden bu işbirliği şansımı tamamen kaybettim.)
Yalanı yakaladığınızda kendinizi sorgulayın. Yalanı daha doğru bir yorumla değiştirin: "Tanışma anı tuhaftı ama konuşmanın geri kalanı gayet iyiydi."
Sosyal anksiyete yüzünden hiç gitmemektense, gidip o zor anları yaşamak her zaman daha iyidir. Bazen gidemeyebiliriz; tıpkı benim üç yıldır o telefon numarasını arayamamam gibi… Ama bu, bir sonraki sefer yeni insanlarla tanışmayacağımız anlamına gelmez. Kendinize baskı yapmayı bırakın ve kaygıyı cebinize koyup yürümeye devam edin.