Sinemaya da uyarlanan Trendeki Yabancılar ve Yetenekli Bay Ripley kitaplarının yazarı Patricia Highsmith’in (1921-1995), 300 evcil salyangozu olduğu söylenir.
20. yüzyıla polisiye kitaplarıyla damga vuran yazar, yıllarca salyangozlarıyla da konuşuldu hep.
Katıldığı davetlerin bazılarına, içinde bir marul ve salyangozlarının bulunduğu devasa el çantasıyla gittiği bile anlatılıyor.
Yazar Highsmith, salyangoz sevgisinde abartıya kaçmış olabilir belki ama yüzlerce yıl geriye gittiğimizde bile salyangoz ve insan etkileşimine dair çok daha fazlasına ulaşmak mümkün.
Evi sırtında dolaşan bu sürprizli canlılar, insanlığa ilk zamanlarından bu yana ilham vermiş, tıpkı ağır ağır ilerlerken çizdikleri parlak çizgiler gibi hayatın her alanında kalıcı izler bırakmışlar.
Bir salyangoza yakından şöyle bir baktınız mı hiç? İki anteni ucundaki gözlerini gördünüz mü mesela? Ya da üzerindeki spirallerle güzel bir sanat eserini andıran kabuğunu yakından incelediniz mi?
“Yavaş” kelimesinin bile yetersiz kaldığı o yumuşak bedeninin ilerleyişini, uzun uzun gözlemleme fırsatınız oldu mu?
Şu sıralar gözlemlemek ve anlamak için güzel zamanlar aslında. Çünkü en sevdikleri bahar yağmurları nedeniyle, daha çok karşılaşabiliyoruz salyangozlarla.
Fakat maalesef onlarcası, dikkatsiz insanların ayakları altında ezilip yok oluyor.
İlham kaynağı salyangozlar
Antik çağlarda Sümerliler ve Babilliler, salyangozları ölümsüz olarak kabul ediyordu. Onlar için salyangozlar sonsuzluğun sembolüydü.
Antik Yunan’daysa doğurganlığın ve bereketin simgesiydi salyangozlar. Sarmal kabuğu, yaşam yolculuğuyla ve ruhsal evrimle ilişkilendirildi hep.
