“Milyonlarca kadının, yalnızca kadın oldukları için tecavüze uğradığı, dövüldüğü, sakat bırakıldığı, istismar edildiği, öldürüldüğü bir dünya hayal edin.
Kadınlara duyulan nefretin körüklendiği, bu nefreti beslemek ve büyütmek üzere kurulmuş, gittikçe kalabalıklaşan erkek topluluklarının olduğu bir dünya...
Öyle bir dünya ki kadın düşmanlığıyla ırkçı öfke kusursuz biçimde iç içe geçmiş durumda…
Öyle bir dünya hayal edin ki, bazı erkekler karanlık fantezileri yalnızca düşünmekle kalmıyor, hayata da geçiriyorlar. Kadınları kitlesel biçimde katlediyor; geride bıraktıkları manifestolarda ise bu terör eylemlerine yönlendiren ideolojilerini açıkça dile getiriyorlar.
Zayıf karakterli erkekler, kayıp çocuklar, kafası karışık, korku içindeki gençler bu topluluklarca ele geçiriliyor. Korkularından beslenenler, onları şiddete ve sonunda kendi yok oluşlarına sürüklüyorlar. Bu dünyayı hayal etmenize gerek yok, çünkü zaten içindesiniz.”
Laura Bates’in yazdığı April Yayınları’ndan çıkan, benim çevirdiğim Kadınlardan Nefret Eden Erkekler kitabı böyle başlıyor.
Bu giriş, kitabın tonunu da belirliyor. Kadınlardan Nefret Eden Erkekler’de mesele kötü erkekleri anlatmak değil; kötülüğün nasıl sıradanlaştığını, nasıl görünmezleştiğini ve nasıl normalleştiğini ortaya dökmek.
