Merhaba,
Hazır dün itibariyle gündüzler gecelerden daha uzun hale gelmişken, Fayn Haftalık’ın ikinci sayısıyla karşınızdayız.
Bu bahar geçenkinden güzel geçsin.
Hafta Gökhan Zan skandalı ve Fenerbahçe-Trabzonspor gündemiyle başladı.
Zan’ın istifasına giden yoldaki rüşvet, şantaj ve siyasi entrika sarmalının detayları malum. Biz Fayn olarak, meseleye biraz da Hatay halkının belki de en çok ihtiyaç duyduğu anda sahipsiz, yapayalnız bırakılmasının yarattığı travmadan baktık.
Tarihinin en büyük yarasını alan şehir, depremin ilk gününden bu yana iktidardan ayrı, muhafetten ayrı darbe yedi.

Aradığınız müşahite ulaşılamıyor
Seçim kapıya dayandı; yasaklar başladı. Ancak son yıllarda seçim güvenliğinin ağırlık merkezi haline gelen gönüllü müşahitlik makamı, bu seçimde ıssız.
Fayn’ın ulaştığı uzmanlara göre, müşahit kıtlığında biraz seçimlerin “yerel” olması, biraz moral kaybı, biraz da seçim sonuçlarında sandık güvenliğinin dahlinin kısıtlı olduğunun anlaşılması etkili. Ama daha fazlası da var….

Yine bir kaza, yine bir firar ve yine soru işaretleri barındıran bir soruşturma süreci...
Eylem Tok’un, faili olduğu ölümlü bir trafik kazası sonrası yurtdışına kaçırdığı şımarık ve sorumsuz oğlu, gündemden düştü.
Ama Fayn fikritakibe devam etti.
Ulaştığımız kayıtlar, Eylem Tok ve Bülent Cihantimur'un ifadelerindeki tutarsızlıkları ve soruşturma sürecindeki şüpheleri ortaya seriyor.
Bu arada Galler Prensesi Kate’ten hala dişe dokunur bir haber yok.
Hem prensesin göz önünden yok oluşunun kronolojisini, hem de konuya Türkiye’nin neden bu kadar dikkat kesildiğini merak ettik.
Malum, sosyal medyada günlerce 80’li ve 90’lı yıllarda aile içi psikolojik ve fiziki şiddete maruz kalıp ve o dönem Diana’nın ölümüyle derinden yaralanan annelerin tetiklenen hafızalarını okuduk.
Bize kalırsa, aile içi trajedi, Türkiye’de ahalinin en kolay duygudaşlık kurabildiği mesele; hem de en çok heyecanlandığı…

O yıllardan, belki daha da öncesinden kalma bir geleneğimiz daha var: Futbolda şiddet. X’te viral olan şu paylaşımı hatırlarsınız belki.
Yıl 1995, yani bundan yaklaşık 30 yıl önce. Alt yazıya dikkat lütfen. pic.twitter.com/xzZ2n0fvm1
— Majesteleri (@siyahalpacino) March 18, 2024
Şiddet eski olsa da, Türkiye Futbol Federasyonu’nun özerkliğini tamamen kaybedip, yürütme organının doğal bir uzantısı haline gelmesi eski değil. Hatta epey yeni.
Türk futboluna bile 10 yıl yetebilecek kadar skandalı 1,5 yıla sığdırmayı başaran TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi’nin pek de kısa sayılmayacak ve “sadakatin ödüllendirilmesi” olarak özetlenebilecek kariyerine daldık…
Büyüleyici…

Belli ki Büyükekşi’nin koltuğu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bağlı. Ama ona bel bağlayan biri daha var: MHP lideri Devlet Bahçeli.
Partisinin kurultayında yaptığı “hayatta bırakmam” konuşması malum. İttifakta Bahçeli’yi bu konuşmayı yapmaya zorlayan bir stres yaşandığı da. Kulislerde Cumhur İttifakı’nın (aka ülkeyi darbe teşebbüsünden beri yöneten filli koalisyon hükümetinin) miadını doldurduğu, AK Parti üyelerinin olası bir boşanmaya hazır oldukları konuşuluyor.
Fayn kulisleri derledi.

Hazır Ankara’ya uzanmışken, AK Parti’nin Melih Gökçek geleneğinin bir devamı niteliğindeki başka adayı Turgut Altınok’un portresini de çıkardık. Altınok’un 90’lı yıllardaki vukuatları, Gökçek ile amansız rekabeti, emlak baronu seviyesindeki gayrımenkul serveti ve sönük seçim kampanyası…


Kirpikler (ve diğer her şey) hakkında konuşmalıyız
Hayatımda gördüğüm en uzun kirpiklerdi onlar. Bir daha o kadar uzun kirpikler görmedim.
Dokuz yaşında bir çocuğa aitti.
İsrail’in şimdi baskınlar düzenlediği ve neredeyse çalışamaz hale getirdiği Gazze Şifa Hastanesi’nde, başında sargılarla hareketsiz yatan bir çocuğa.
2002 yılıydı. İsrail ordusu, o zamanlar sık sık ‘hedef gözeterek öldürme’ saldırıları düzenliyordu. Yani onlar öyle diyordu bu saldırılara. Ortadan kaldırmaya çalıştıkları birinin evine, aracına füze saldırısı düzenliyorlar, etrafta başka kimlerin olduğunu umursamamalarına rağmen, umursuyormuş izlenimi vermeye çalışıyor, “Hedef gözeterek vurduk” ifadesini bu nedenle kullanıyorlardı.
İşte o uzun kirpiklerin sahibi, böyle bir saldırı sırasında, okuldan eve dönerken yaralanmıştı. Bitkisel hayattaydı. Kurtulma şansının olmadığını söylemişlerdi.
“Siz ve diğer gazeteciler İsrail’in bize ne yaptığını gördükten sonra, fişini çekeceğiz” demişti, beni yoğun bakıma sokan hastane görevlisi.
Şimdi de her gün Gazze’de kirpikler kapanıyor, şimdi de nereden baktığınıza bağlı olarak, tuhaf tanımlamalar yapılıyor ve insanlığın ortak acısı olması gerekenler araçsallaştırılıyor.
Ayşe Karabat'ın yazısının tamamı burada:

Bu kadar sası gelişme yeter; haftayı tatlı bitirelim.
Seküler ya da muhafazakar olun, fark etmez; bu kozmopolitanlığın gereğidir: Ramazan gelmişken, şöyle Endonezya’dan Levant’a oradan da Atlas Okyanusu’na kadar zengin ve alabildiğine yerel Ramazan tatlarına ufak bir yolculuk. Tarifleri ve hikayeleriyle. Büşra Eser’in renkli kaleminden.


Özge Özel - Çiççek Gibi
Biz çok sevdik; hatta hakkında da yazdık. Özge Özel’in bir saatlik yeni stand-up gösterisi Çiççek Gibi, bazı hassas erkekleri huzursuz etse de, gülme garantili.
Tabuları şakası yapılabilir formata sokması, biraz suç ortaklığı, biraz duygudaşlık dolu bir atmosfer hissi yaratıyor gösteride.
Özge Özel seyirciyi sıkmadan dinletiyor anlattıklarını.
Bu akşam dışarı çıkmayanlar için harika bir cuma akşamı seyirliği.
Çıkanlar da pazara izler artık.
Haftaya görüşmek üzere.
