Dünya Kupası’nın, hele ki 39 gün süren bir turnuvanın olduğu yaz aylarında “futbolu özledim” diyebilmek bir bakıma çılgınlık.
Ama Türkiye’deyseniz, özlediğiniz sadece bir ayak topu sporundan çok daha fazlası olacağı için bu çılgınlık makul karşılanabilir.
Tıpkı Simon Kuper’in artık herkesin bilip dillendirdiği, Türkçeye Futbol Asla Sadece Futbol Değildir şeklinde çevrilen eserindeki gibi.
Futbolun sadece futbol olmadığına artık hepimiz hemfikiriz, sözkonusu Türkiye’yse buna kesinlikle eminiz.
Bu yaz Dünya Kupası sağolsun kimse futboldan kopmadı, kopamadı. Ama lig yine de özlendi. Tam 34 hafta sürecek maratonun kapıları 14 Ağustos Cuma akşamı açılacak, bu hasret de bir kez daha dinecek.
Bakalım bu kez ne olaylar, ne tartışmalar, ne cefalar, ne sefalar izlenecek…
Süper Lig’de ne değişti?
En büyük değişiklik 2026 Dünya Kupası’ndaki saha içi hakemlik ve VAR uygulamalarının Süper Lig’e de taşınması oldu. Buna göre oyundan çıkan futbolcunun sahayı 10 saniye içinde terk etmesi, geciktirilen taç ve kale vuruşlarında 5 saniyelik geri sayım uygulanması ve oyun sakatlık nedeniyle durmuşsa oyuncunun saha dışında 1 dakika beklemesi gibi çeşitli uygulamalar burada da devreye girecek. Ancak Dünya Kupası’nın en tartışmalı kararı olan su molası sadece hava sıcaklığı 32 derece ve üzerinde seyrettiğinde uygulanacak.
Bunun dışında 18 takımlı yapı, herkesin kafasını karıştıran 14 yabancı kuralı ve genç yabancı teşviki hâlâ devam ediyor. Yani buna göre 14 yabancı oyuncunun 10'u için yaş şartı aranmazken, listenin 14'e tamamlanması durumunda kalan dört yabancı futbolcunun 1 Ocak 2003 ve sonrasında doğmuş olması gerekiyor. Geçen seneki statüden bir fark yok.
Galatasaraylılar transfer bekleyişinde
Sezona girerken tüm gündemin ana karakterleri olan dört takım hakkında birbirinden çeşitli senaryolar hâkim.
Son dört yılın şampiyonu Galatasaray'ın aslında genel tabloda en az probleme sahip ekip olması beklenebilirdi. Gelgelelim burası Türkiye. Dünün bir önemi yok. Takımlarının transfer anlamında görece geç kaldığını düşünen taraftarlar sıkıntıda. Rakipler sükseli hamleler yaparken Sarı-Kırmızılılar bu süreçte oldukça sakindi. Bu da taraftarda psikolojik bir ters refleks yarattı.
Bu -kısmen haklı- telaş somut bir aksiyonsuzluğa dayansa da takımın sakin kalması için bazı gerekçeler de var. Galatasaray hâlâ ligin en yüksek piyasa değerine sahip ekiplerinden biri. Aynı zamanda şampiyonluk anlamında en tecrübelisi. Şu an bir panik transferi yapmak yerine doğru oyuncuları bulup beklemek için kredisi olan bir takım varsa da ta kendisi.
Rakipleri Avrupa kupalarına katılım için son birkaç haftadır ön eleme maçlarına çıkarken Okan Buruk'un ekibi ilk resmi maçını Çorumspor'la oynayacak, ilk Şampiyonlar Ligi maçına da 8-10 Eylül arasında çıkacak.
Yine de Sarı-Kırmızılılar ligin ilk bölümünü bu psikolojik baskıyı da göz önüne aldığımızda bazı eksikliklerle tedirgin şekilde oynayarak geçirebilir. Bu sebeple ellerindeki kalite ve tecrübeye yaslanmaları kaçınılmaz.
Fenerbahçe'de gelecek nostalji ile buluşuyor
Şehrin diğer yakasındaki Fenerbahçe, sezona en büyük değişikliklerle giren takımlardan biri. Aziz Yıldırım’ın dokuz yıl sonra yeniden başkanlığa gelişi ve 2020’li yıllarda şampiyonluğa en çok yaklaşan Fenerbahçe takımının mimarı İsmail Kartal’ın teknik direktörlük koltuğuna bir kez daha oturmasıyla birlikte Sarı-Lacivertliler, nostalji ve gelecek arasında bir çizgide ilerlemeye karar verdi.
Kadroya Pep Guardiola'nın Manchester City'sinde yüksek ayak kalitesiyle tanınan tecrübeli savunmacı Nathan Ake ve saha dışındaki olumsuz geçmişi göz ardı edilen Mason Greenwood gibi piyasa değeri oldukça yüksek oyuncular transfer edildi.
Sarı-Lacivertlilerin yeni dönemine uygun şekilde nostalji yağmuruna bir de takımın eski golcüsü Vedat Muriqi eklendi. Belçikalı yıldız Romelu Lukaku'nun transferi ile de hücum opsiyonları genişledi. Halihazırda elde bulunan Marco Asensio, Anderson Talisca, Matteo Guendouzi, N'Golo Kante, Milan Skriniar gibi yıldızlar da hesaba katıldığında kadronun da pek dar olduğu söylenemez.
Ancak Fenerbahçe şu an maaş yükü ve yaş ortalaması oldukça yükselmiş bir kadroyla sezona başlıyor. Amaçları transfer dönemi sonlanmadan kadroyu mümkün olduğunca hafifletip geriye kalan nokta hamleleri gerçekleştirebilmek olacak.
Beşiktaş'ta yeni bir yüz, yeni bir kimlik
Son yıllarda ezeli rakiplerinin yükselen kalitesine ayak uyduramayan Beşiktaş için de önemli değişiklikler söz konusu. Futbol Direktörlüğü görevine 10 yılı aşkın sürenin ardından geri dönen Önder Özen, takımın parolasını “yıldız, oyundur” şeklinde açıkladı.
Takımın yeni teknik direktörü Vincenzo Italiano da kolektif bir kimliğin inşası üzerine odaklanmak istiyor. Bu da zaman, sabır ve istikrar gerektiriyor. Ancak bunlar Süper Lig ve günümüz dünyası için kolay karşılanan gereklilikler değil.
Siyah-Beyazlılar yeni döneme bakış açılarını belirttikten sonra kadroya önemli eklemeler de yaptı. Dünya Kupası’nda çeyrek finale kadar yükselen Belçika’nın en formda oyuncusu, Arsenal'ın yıldızı Leandro Trossard’ı kadrosuna kattı.
Kaleyi, ayak kalitesi de kurtarışları kadar dikkat çeken Alman file bekçisi Alexander Nübel’e teslim etti. Salih Özcan ve İlhan Fakılı gibi değerli yerli oyuncularla anlaştı. Üstüne bir de Italiano ile Fiorentina döneminde çalışan eski golcüsü Dusan Vlahovic ile tekrar buluştu.
Beşiktaş, oyuna yeni bakış açısı ve kadroya eklediği kaliteli hamlelerle birkaç senedir başını sokamadığı şampiyonluk yarışına istediği girişi yapabilir gibi duruyor.
Trabzonspor Salah'la vites arttırdı
Bu büyük mücadeleye en üst perdeden giren bir diğer takım da Trabzonspor. Birkaç senedir potansiyelli, nispeten uygun maliyetli ve ileride satış değeri üretebilecek genç oyunculara yatırım yapan Bordo-Mavililer, bu sezon net bir strateji değişikliğine gitti.
Genç ve potansiyelli oyunculara dayalı sürdürülebilir bir transfer politikası yerine taraftarı heyecanlandıracak, takımı doğrudan şampiyonluk yarışına sokacak yüksek maliyetli transfer hamlelerine geçiş yapıldı.
Süper Lig’in şimdiye kadar belki de en kariyerli isimlerinden olan Muhammed Salah’a imza attıran Karadeniz ekibi için tek başına bu hamle bile doğrudan şampiyonluk yarışı anlamına gelecekken sadece bununla kalınmadı. Oyuncu satışlarından ciddi bir gelir elde edildi. Bunun üstüne Aral Şimşir, Noah Saviolo ve Dünya Kupası’nda Yeşil Burun Adaları ile oldukça ses getiren sol bek Sidny Cabral gibi genç oyuncular da kadroya katıldı.
Trabzonspor, son yıllarda uyguladığı parmak ısırtacak kadro planlaması modeli ve Salah hamlesinin yanına ekleyebildiği genç yeteneklerle birlikte önümüzdeki sezonun, hatta birkaç yılın en rekabetçi ekiplerinden biri olmaya aday.
Bu durumda uzun yıllar sonra Süper Lig’in dört büyüğünün de sezona somut anlamda iddialı başladığı nadir zaman dilimlerinden birindeyiz. Dördü de riskli, maaş yükü oldukça yüksek ama yeterince rekabetçi kadrolarla yeni dönemlerine giriş yapıyor.
Anadolu'da durum ne?
Bu yaz döneminde Konyaspor, Başakşehir, Kasımpaşa, Göztepe ve Eyüpspor gibi ekipler de kadrolarına kayda değer eklemeler yaptı. Başakşehir, Konferans Ligi elemelerinde Inter Turku karşısında hayal kırıklığı yaşasa da Nuri Şahin’in ekibi bu maçları bir şekilde unutturmaya çalışacak.
Konyaspor’un Arthur Masuaku hamlesi, Göztepe’nin çoğunluk hissesine sahip Sport Republic şirketinin bağlantıları ile İngiltere’den getirdiği yeni transferler ve Kasımpaşa’nın 2010'lu yılları andıran merak uyandırıcı hamleleri onları diğer Anadolu takımlarından birkaç kademe yukarı çıkarıyor.
Lige yeni yükselen ekiplerden Amed SK’nin kaleye Alban Lafont’u ve hücum hattına da Nijeryalı golcü Gift Orban’ı eklemesi de öne çıkan hamleler arasında.
Bizi ne bekliyor?
Türkiye’de bir futbol sezonuna girerken cevap verilmesi en zor sorulardan biri bu.
Yaptığı transfer haberi yüzünden gözaltına alınan gazeteciler, yasadışı bahis meselesinin harlanıp harlanıp gün yüzüne çıktığı dönemler, tüm ülke gündemini tek bir geceyle vakumlayabilen derbiler, hakem tartışmaları, başkan atışmaları, sezon ilerledikçe yoğunlaşan teknik direktör sirkülasyonu, politikacıların sahaya yansıyan propagandaları ve tribün tartışmaları derken neyle, ne zaman, nasıl ve nerede karşılaşacağımızı kestirmek gerçekten güç.
Her bir futbolsever sadece birkaç saniyeliğine gözlerini kapatıp tam 34 hafta sonrasını hayal etmeye çalışsa bile neyle karşılaşacağını kestiremez. Bunu bu yaz Dünya Kupası’nda Harry Kane’i lanetlediğini söyleyen Ganalı ünlü medyum Nana Kwaku Bonsam bile önceden söyleyemez.
Ancak bildiğimiz şey şu ki yine önümüzdeki dokuz ay büyük bir gümbürtüyle geçecek.
Sükûnet dilekleriyle…
