Dünya düzeni değişiyor, düzenin kurulduğu eski masalar dağılıyor, güç paylaşmak için yeni masalar kuruluyor. Bu yeni masalarda farklı farklı menüler var. Son olarak Atlantik ittifakının çatırdadığı şu günlerde AB’nin Hindistan ile yeni ticaret anlaşması konuşuluyor ve bu birliğin ekonomik dengeleri değiştireceği yorumu yapılıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 7 Ocak’ta “Masada olmayanın menüye konulduğu acımasız bir bölüşüm kavgasının tam ortasındayız” demişti. Davos’ta da Kanada Başbakanı Mark Carney “Masada yoksan menüdesin” söylemini hatırlattı.
Bu söz, uluslararası ilişkilerde karar alma süreçlerinde yer almayanların çıkarlarını savunamayacakları ve sonuçta başkalarının tercihleri doğrultusunda mağdur olabileceklerinin bir ifadesi.
Daha önce de pek çok defa kullanıldı.
Örneğin eski ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken de 24 Şubat 2024’te Münih Güvenlik Konferansı’ndaki konuşması sırasında bu sözleri hatırlattı.
O günkü konuşmasının bağlamı Çin, ABD ve diğer büyük güçler arasındaki gerilim ile global diplomasi yarışının önemi üzerineydi.
Bizde bu sözü belki de ilk kullanan, 1965 ile 1971 yılları arasında Süleyman Demirel hükümetinin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’di.
Çağlayangil özellikle Ortadoğu’ya vurgu yapmış ve şöyle demişti:
“Ortadoğu’da önemli bir yemeğe davetli olduğunuz hâlde, davetliler listesinde adınız yoksa, bir de menüye bakın. Adınız orada olabilir!”
Ortadoğu’da, yüzyıllardır masa üstüne masa kuruluyor. Dünya tarihin uzun bir bölümü de Anadolu, Mezopotamya, Mısır üçgeni üzerinde hakimiyet mücadelesi ile geçti. 20. yüzyılın hemen başında sofraya petrol mezesi de eklenince masada yeni bir güç mücadelesi başladı.
Petrol için yapılan bu güç ve paylaşım mücadelesi elbette sömürgecilik tarihinde yeni bir sayfa açtı ve bugünü de büyük ölçüde şekillendirdi.
Bugünü anlamak için geçmişe gidelim.

Sömürgelere giden yol
Tarih 31 Aralık 1600. O gün, İngiliz tüccar ve kaşiflerin uzun süredir üstünde çalıştıkları bir proje hayata geçti.
Doğu Hindistan Ticaret Şirketi kuruldu.
İlerleyen yıllarda şirket, Doğu ve Güneydoğu Asya’da bir ticaret tekeli oluşturdu. 1757’den sonra Hindistan’da fiilî hâkimiyet kurdu ve 1858’e kadar ülkeyi büyük ölçüde yönetti. Kendi ordusu da vardı ve şirket 1874’te feshedildi ama ardında hayli kanlı bir miras bıraktı.
Aynı dönemde farklı Avrupalı ülkelerin de benzer sömürge şirketleri vardı.
