Artık pürüzsüz ciltler, kusursuz sabah rutinleri ve disiplinli hayat planları kadar dağınık saçlar, akmış eyeliner’lar ve “biraz salmış” hâller de dolaşımda.
İlk bakışta bu görüntüler, sürekli toparlanması beklenen kadın hayatlarına kısa bir mola gibi duruyor. Daha az çaba, daha az kontrol, daha az performans…
Ama biraz dikkatli bakınca bu rahatlığın da kendi kuralları olduğunu fark ediyoruz. Algoritmalar çağında dağınık olmak bile bir performansa dönüşmüş durumda.
Hal böyle olunca da bu akım gerçekten özgürleştirici mi, yoksa sadece yeni bir disiplin biçimi mi diye biraz düşünmek gerekiyor.
Çünkü bu dağınıklık, gerçek hayattaki dağınıklığa pek benzemiyor sanki.
Kendimi biraz dağıtmam kaç saatimi alır?
“Messy girl” estetiği çoğu zaman zahmetsizmiş gibi sunulan bir dağınıklık hali. Sosyal medyada hem bir moda hem de dekorasyon trendi, biraz da yaşam biçimi olarak sunuluyor.
Hiçbir şey düşünmeden, aynaya bile bakmadan evden çıkılmış gibi sunulan imaj, bu akımın en sevilen hali. Oysa bu görünüm, en az clean girl kadar emek, zaman ve dikkat gerektiriyor.
Akmış gibi duran eyeliner’ın tam nerede duracağı, saçın bilinçli dağınıklığı, yatağın üzerindeki o sözde rastgele yığılmış kitaplar, evin yaşanmış ama hâlâ estetik görünen hali… Bunların hiçbiri gerçekten rastgele değil.
Buradaki dağınıklık; fatura yığınları, yetişmeyen işler, dağılmış bir hayat değil. Daha çok estetik olarak seçilmiş kitaplar, yanlışlıkla yere bırakılmış kıyafetler, belli bir kültürel sermayeye işaret eden objelerden oluşuyor. Yani mesele dağınık olmak değil; doğru şekilde dağınık olmak.
Bu noktada messy girl’ün yükselişini, clean girl estetiğine duyulan kolektif yorgunluğu düşünmeden okumak mümkün değil. Pandemi döneminde TikTok’ta zirve yapan clean girl; pürüzsüz cilt, sağlıklı yaşam, minimal makyaj, düzenli ev ve disiplinli bir hayat vaadiyle dolaşıma girdi. Ancak zamanla bu vaat, özellikle genç kadınlar için ulaşılmaz, yorucu ve dışlayıcı bir norm haline geldi.
Messy Girl’in kültürel soyağacı
Messy girl, tek başına ortaya çıkmış bir estetik değil. Bugün sosyal medyada gördüğümüz bu dağınık, salınmış ve umursamaz haller; geçmişte farklı dönemlerde, farklı koşullarda ortaya çıkan dijital olmayan kadınlık imgelerini çağrıştırıyor. Bu yüzden sık sık başka akımlara benzetiliyor. Ama benzemek, aynı şey olmak anlamına gelmiyor.
Messy estetiğiyle birlikte anılan ilk örnek, 1920’lerde Amerika ve Avrupa’da ortaya çıkan flapper kızlar. Birinci Dünya Savaşı sonrası dönemin katı ahlak kurallarına karşı gelişen bu akımda kısa saçlar, rahat elbiseler, sigara içen ve dans eden kadınlar açık bir toplumsal meydan okumaydı.
Flapper’ların “düzensiz” görünümü, kadınların oy hakkı ve kamusal alanda var olma mücadelesiyle iç içeydi. Bugün messy girl’le benzer görünen şey bu estetik kopuş hissi. Ama aralarında önemli bir fark var; flapper’lar bir siyasal kırılmanın içindeydi, messy girl’ler değil.

1970’lerde ABD’de ortaya çıkan hippie hareketi de benzer şekilde referans veriliyor. Hippie hareketinde de uzun saçlar, salaş kıyafetler ve bakımsızlığa yakın bir görünüm vardı ancak bu estetik; savaş karşıtlığı, kapitalizm eleştirisi ve kolektif yaşam denemeleriyle bağlantılıydı.
Dağınıklık burada bir stil değil, sistemden kopmanın doğal sonucuydu. Messy girl’de ise bu kopuş yok; dağınıklık sistemin içinde, güvenli bir görünüme dönüşüyor.
