Bir grubun kendi ülkesinde nasıl karşılanacağını bilmesiyle başka bir ülkede nasıl karşılanacağını bilmemesi arasında önemli bir fark var. Şarkının hangi bölümünde seyircinin eşlik edeceğini, hangi harekette alkışların yükseleceğini, hangi sözün hep bir ağızdan söyleneceğini bilmek… 

Bunların hepsi, sahneyle seyirci arasında zamanla kurulan bir anlaşmanın parçası. Manifest, Londra’daki ilk konserinde bu anlaşmayı henüz tanımadığı bir seyirciyle yeniden kurmak zorundaydı.

Anlaşmanın maddeleri basit: Seyirciyi eğlendir, onların en sevdiği şarkıları söyle ve dans hareketlerini unutma. Manifest’in elinde, konseri unutulmaz kılmak için çok daha önemli bir koz daha vardı: OVO Wembley Arena’da performans sergileyen, tamamı kadınlardan oluşan ilk Türk müzik grubu olmak. 

Böyle bir ilki gerçekleştirecek olmanın arkasına kesinlikle sığınmadıklarını; aksine, bunun onları seyirci deneyimini daha da zenginleştirmeye teşvik ettiğini söyleyen, grup üyelerinden Zeynep Oktay’a arkadaşları da hak veriyor.

Konseri arenanın en ön bölümlerinden, hiç yerimde durmadan ve çığlıklarla izleyen biri olarak Zeynep’e ben de hak veriyorum. Çünkü konser gerçekten de çok doluydu. “Dolu” sözcüğünü seçmemin birden fazla nedeni var. 

Dolu, çünkü 12 bin 500 kişi kapasiteli arena tamamen dolmuştu. 

Dolu, çünkü konserin playlist’inden dance break’lere, kızların sahneye girişlerinden şarkıların konser için yeniden düzenlenmesine kadar her şey iyi planlanmıştı.