Avrupalılar rekor sıcaklıklarla boğuşuyor. Kıtada en az bin 300 kişi aşırı sıcaklara bağlı sebeplerden hayatını kaybetti. 

Fransa’da Parisliler çareyi pencereleri alüminyum folyoyla kaplamakta ve Saint-Martin kanalında serinlemekte buldu. 

Almanya’nın efsanevi otobanında yüksek sıcaklıklar sebebiyle asfalt çatladı. Eriyen tren rayları yüzünden seferler aksadı. Berlinlileri tomalar serinletti. 

Zira kıtadaki hanelerin sadece  yüzde 20’sinde klima bulunuyor. Geri kalanlar hiç alışık olmadıkları bu olağanüstü duruma karşı derme çatma çözümler bulurken, siyasiler ise klima kullanımının ne kadar doğa dostu olduğunu tartışmakla meşgul. 

Avrupa şu an ikiye ayrılmış durumda: Pro-klimacılar ve anti-klimacılar. 

Klimaları bir seçim vaadine dönüştürenler bile var.  

Kendini medeniyetin beşiği olarak gören AB ülkelerinde yaşanan klima krizi, Avrupa demokrasisinin sırmalarını döktü. 

İklim krizinin sınıfsal olduğunu biliyorduk. Peki ya en basit haliyle serinleme konseptinin de piramidin en tepesindekilere ait olduğunu?

Fayn okurları için Avrupa’nın en büyük ekonomilerinde yaşanan klima tartışmalarını derledik.

Her şeyden önce, klimalar nasıl çalışıyor?

Klima sistemleri kapalı mekandaki ısıyı ve nemi alıp dışarıya verir.

Bu süreç, kapalı alandaki sıcak havayı içeri çekip soğuk evaporatör bobinlerinin üzerinden geçirmesiyle başlar. Bobinlerin içinde sıvı haldeki soğutucu akışkan ısıyı emer, gaz haline buharlaşır ve havayı soğutur. Ardından fan aracılığıyla soğutulmuş havayı tekrar odaya üfler.