ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşın ardından petrol fiyatları hızla yükselişe geçti. Savaş başlamadan bir gün önce petrol 72 dolar seviyesindeydi, bu hafta başı 100 doların üzerine çıktığını gördük. Petrol fiyatları en son Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgalinden sonra 100 doların üzerine çıkmıştı.
Tarihte kaydedilen en yüksek petrol fiyatını 2008’deki küresel finans krizinde gördük. 11 Temmuz 2008’deki 147,5 dolarlık fiyat bir daha kimsenin kırılmasını istemediği bir rekor. Petrolün bu fiyata çıkması o dönem zayıflayan dolar ve piyasaya giren spekülatif sermayeden kaynaklanıyordu. Yani bugünden farklı olarak bir arz kesintisi de yoktu.
Savaş devam ediyor, İran Hürmüz Boğazı’nı kapalı tutuyor, üstelik yaptığı misilleme saldırıları diğer Körfez ülkelerindeki petrol üretimini ve tankerleri tehdit ediyor. Şimdi bir de “İran Hürmüz Boğazı’na mayın döşer mi?” tartışması var. Bunların hepsi de petrolün geleceği açısından piyasaları tedirgin ediyor.

Dünya petrolünün önemli bir kısmı Körfez bölgesinden geliyor ve bunun büyük kısmı da dev tankerlerle Hürmüz Boğazı’ndan taşınıyor. İran ile Umman arasında bulunan bu dar su yolu en dar noktasında yalnızca 33 km genişliğinde. Savaş öncesi, günde 20 milyon varilden fazla petrol bu boğazdan geçiyordu. Bu miktar deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin dörtte birine karşılık geliyor.
Petrolün zor matematiği
Petrol akışı kesildiğinde küresel tedarik zincirleri de ciddi biçimde bozuluyor. Sınırlı arz, yüksek talebi karşılayamayınca hem tüketiciler hem de şirketler üzerinde baskı yaratıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın pazartesi günü “Savaş büyük ölçüde tamamlandı” demesi üzerine fiyatlar kısa süreliğine düşse de analistler; Washington, Tel Aviv ve Tahran arasında bir anlaşma sağlanmadıkça fiyatların yüksek kalabileceğini söylüyor.
Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrolün yaklaşık yüzde 89’u Asya pazarlarına gidiyor. En büyük alıcılar; Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore. Eğer geçiş kısıtlı kalırsa Körfez ülkeleri petrolü başka yollarla göndermeye çalışacak.
Bu konuda araştırma yapan şirketler en fazla 3,5 milyon varil petrolün boğaz dışındaki terminallere yönlendirebileceği görüşünde. Ancak tanker trafiği büyük ölçüde durduğu sürece dünya yine de günde yaklaşık 15 milyon varillik ciddi bir arz açığıyla karşı karşıya kalacak.
Ham petrol yer altından çıkarılan sarımsı siyah bir fosil yakıt. Rafinerilerde işlenerek benzin, dizel ve jet yakıtına dönüşüyor. Bir varil petrol, 159 litre. Bundan 73 litre benzin çıkıyor. Bu arada rafineri sürecinde birçok ev ürünü için kullanılan yan ürünler de ortaya çıkıyor.
Petrol ve doğalgaz yalnızca enerji kaynağı değil, aynı zamanda binlerce ürünün hammaddesi. Deterjanlar, boyalar, plastik şişeler, gıda ambalajları, tıbbi şırıngalar, polyester, naylon, akrilik, vazelin, ruj bunlardan bazıları.
Yüksek petrol fiyatı tarımda neden büyük sorun?
Yükselen petrol fiyatının tarımda ve ürünlerin dağıtımındaki fiyatları da etkilemesi kaçınılmaz. En azından tarlalarda kullanılan traktörlerin, taşımacılıkta kullanılan kamyonların tükettiği akaryakıtı düşünün.
Yani tarlalarda kullanılan, tarım makineleri, ürünlerin taşınması ile depolama ve dağıtım petrol fiyatlarının yükselmesinden doğrudan etkileniyor.
Ama petrolün gıdayı etkileyen bir boyutu daha var. Küresel gıda üretimi büyük ölçüde doğalgazdan yapılan gübrelere dayanıyor. Bu gübreler tarımsal verimi artırarak gıda üretiminin talebi karşılamasını sağlıyor.
Modern tarımın en kritik girdilerinden biri azotlu gübre. Bunun için gerekli ürenin hammaddesi de doğalgaz. Kısaca tarımsal üre aslında katı formda paketlenmiş bir doğalgaz türevi.
Küresel olarak her yıl yaklaşık 180 milyon ton azotlu gübre tüketiliyor. Bunun için gerekli ürenin yaklaşık 55-60 milyon tonu, her yıl uluslararası deniz ticaretinden geçiyor. Ortadoğu’dan ihraç edilen üre bu işlem hacminin yaklaşık yüzde 40-50'sini oluşturuyor. Bu ihracatın da neredeyse tamamı Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor.
Savaştan önce 430 dolar olan üre gübrenin ton fiyatı 625 dolara çıktı. Türkiye için de bu durum olumsuz bir tablonun işareti olarak görülüyor. Zira içeride de gübrenin ton fiyatı 21 bin liradan 30 bin liraya yükseldi.
Türkiye yıllık yaklaşık 7 milyon ton gübre kullanıyor, yalnızca üçte biri içeride üretiliyor. Çoğu ithal ve Hürmüz Boğazı Türk tarımı için de önemli bir nokta. Tarım Kredi Kooperatifleri, savaş başlar başlamaz “2026 yılı gübre tedarik ve satış faaliyetlerimiz geçmiş yıl seviyelerimizin çok üzerinde seyretmekte olup, ortaklarımızın ihtiyaç duydukları gübre çeşitlerine doğru zamanda ve yeterli miktarda ulaşabilmeleri için gerekli tüm tedbirler alınmıştır." açıklamasını yaptı. Ama birkaç gün sonra da savaş koşulları ve tedarik zincirine yansımalarının içerideki fiyatları daha az etkilemesi için gübre hammaddesi olan üre için ithalatta gümrük vergisi sıfırlandı. Yine de kriz durumun sürmesi tarımda üretim maliyetlerinin artması riskini güçlendiriyor.
Zaten bu küresel bir sorun. Örneğin Avustralya üre ihtiyacının yaklaşık üçte ikisini Basra Körfezi’nden karşılıyordu. Gübre kullanımında yüzde 50’lik bir azalmanın verimde yüzde 40 kayba neden olabileceği belirtiliyor. Yine Türkiye özelinde düşünürsek, geçen yıl yaşanan zirai don ve kuraklık gıda enflasyonunda Türkiye’yi zirveye taşımıştı.
Türkiye’de son bir yıllık gıda enflasyonu yüzde 31,7. Avrupa’da yanımıza yaklaşabilen hatta çift haneye çıkan ülke yok. Bizden sonra gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülke 9,4 ile Kosova. Avrupa Birliği’nde bu oran ortalama yüzde 2,5. Şimdi buna bir de yüksek petrol ve gübre fiyatının eklenmesi durumu daha da kötüleştirebilir.
Düşük gelirli ülkelerde durum daha kritik olabilir. Çünkü bu ülkelerde insanlar gelirlerinin daha büyük bölümünü gıdaya harcıyor ve çoğu tahıl ile gübreyi ithal ediyor. Petrol fiyatlarının yükselmesi bu ülkelerde hızla gıda kıtlığına dönüşebilir.
