Gazeteciliğe başladığım ilk günlerde yayın yönetmenim rahmetli Fikri Nazif Ayyıldız, elimize geçen bir kaynak için (yanılmıyorsam Osmanlı döneminde Ermenice harflerle yayımlanmış bir kitaptı) geçen yıl kaybettiğimiz tarihçi Mete Tunçay’ı aramamı istemişti.
Daha 19 yaşındaydım. Hiçbir şey bildiğim yoktu. Hoca’yı aradım. Derdimi anlattım… Ve aslında muhtemelen çok toy olduğum ve derdimi münasip sözlere dökemediğim için bir güzel azar işittim. “Gazeteci olan sen değil misin?” diye kızmıştı bana Mete Hoca, “Senin işini ben mi yapacağım?”
Haklıydı haklı olmasına da işte ben de nasıl soracağımı bilememiştim. Bir veriyi doğrulamam gerekiyordu. Nasıl doğrulayacaktım peki? Yıllar yıllar sonra, benim biraz kıdem alıp tecrübe kazanmamın ardından Mete Tunçay ile bir röportaj için buluştuğumuzda, ona beni hep mahcup etmiş bu hatıradan bahsettim. Güldü. “Huysuzluğuma gelmiş.” demişti sanırım. Ya da onun gibi bir şey… “Normalde öyle davranmam.” demişti. Düşünün, nasıl hırt bir şekilde sorduysam soracağımı…
Bu olayın üzerinden sadece çeyrek asır geçti. Benim için uzun ama insanlık için kısa bir tarih. Yine de bu kadar kısa zaman içinde insanın bilgiyle muhasebesi tamamen değişti. Bilgiyi edinme yolları değişti. Onu arama yolları değişti. Ondan faydalanma yolları değişti. Onu sorgulama yolları da değişti. Her şeyden öte, ona sahip olmanın toplumda sağladığı konum da değişti. İkinci bin yıl öncesinde asırlarla ölçülen bir maceraydı bu değişim; bizim dönemimizde hepi topu 20-25 seneye sığdı. Üstelik değişim devam ediyor hem de ne yönünü ne de nereye kadar uzanacağını kestiremediğimiz şekilde.
Bilgi bizim çaresizliğimiz
Yıllardır bir dönemecin yanı başında bekliyoruz. Bilgiyle derdimize dair mühim bir mesele bu. Hepimizin hayatını ilgilendiriyor ve hepimiz katkı veriyoruz bu meseleye. Bilgiye her zaman hürmet etmese de, insanın ona her zaman ihtiyacı var. Bir yıldırım düştüğüne ilk defa şahit olduğunda da vardı, düşmanın tepenin ardında bekleyip beklemediğini merak ettiğinde de vardı, dünyanın bir ucunda başlayan salgının kendi küçük kasabasını nasıl değiştireceğini düşünüp kaygılanırken de vardı. Bugün de var. Gelecekte de olacak.
Bilgi bizim çaresizliğimiz. Kimin ne kadar bilgiye sahip olduğu da öteden beri gücün temsili. O yüzden her zaman bilgi edinmeye çalışırız. Bilginin aşağılandığı zamanlarda bile… Güç kazanmak için, ayakta kalmak için, aptal durumuna düşmemek ya da hakikate erişmek için… O yüzden sorarız: Doğru mu bu?
Zorlu bir soru... Bilgiye her ihtiyaç duyduğumuzda bir profesörü mü arayacağız yani? Ansiklopedi karıştırmak bile zordu zamanında. Koca koca ciltler… İlgili maddeyi bulacaksın da, hepsini okuyacaksın da, süzeceksin de, oradan bir şeyler devşirip yazacaksın da… Eğitimin kendisi farklı mı? Bir üniversite bitirmek kaç yıl alıyor. Bunun yüksek lisansı, doktorası var…
Şaka bir yana, bilgi edinmek sahiden kolay değildi ama zaman içinde kolaylaşmış göründü. İnternet geldi, eski düzen bozuldu. Bilgiyi tekeline aldığı kabul edilen tüm o uzmanların, gazetecilerin, akademisyenlerin, ansiklopedistlerin ve diğer herkesin huzuru kaçtı. En azından böyle söylendi. Bir arama kutucuğu hepsinin yerini aldı.
Yetmedi. Yapay zekâ yetişti, aramaların da şekli ve mecrası değişti. Şimdi yapay zekâya soruyoruz. “Bilgi lazım, sayı lazım; istatistik, veri, analiz lazım” diyoruz. “Bize bunları hap şeklinde ver, hemen ver, işlenmiş şekilde ver, benim görünecek şekilde ver” diye tarif ediyoruz.
Bununla da kalmıyoruz. Olan bilgiyi de sorguluyoruz. Madem artık alışılmış düzende değiliz, madem o düzenin eski bekçilerine itimadımız yok (ve onlar da zaten ortamlardan bir bir eksiliyor) o halde biz de düzenin yeni kurucularına ve yeni bekçilerine sorarız.
Bu gördüklerimiz, okuduklarımız, duyduklarımız doğru mu? İnanalım mı bunlara?
İşte zamanın ruhu şimdi bu sorularda. Ama en çok da tek bir soruda. Tolkien’in tüm yüzükleri bir araya getiren yüzüğü gibi, her soruyu bir araya getiren o soruda. “Grok, bu doğru mu?” sorusunda.
Grok’un kelime anlamları
Böyle sormayanlar için, hatta Grok’un ne olduğunu bilmeyenler için bile soru bu artık: Grok, bu doğru mu?
Önce şunu netleştirelim: Grok, bir yapay zekâ asistanı. Dünyanın en zengin insanı ve bu arada X platformunun da sahibi olan Elon Musk’ın yapay zekâ şirketi xAI tarafından geliştirildi ve X üzerinde işletilmeye başlandı. Hem metin hem görsel üretebilen, soruları yanıtlayabilen, kaynak tarayabilen Grok yaklaşık iki yıldır hayatımızda.
