Kaan Balaban… Televizyonun aranan jönlerinden. Kimileri için gençlik aşkı, kimileri için ideal damat adayı. Ekranın büyüsü sürdüğü müddetçe onun için her şey yolunda. Fakat kameralar kapandığında küstah, kaba ve huysuz birine dönüşüyor. Ama atladığı bir şey var… Eğer herkesin gözü önündeyseniz altınızdaki zemin de kayganlaşır. En ufak hatanız, rolden çıktığınız tek bir an bile aleyhinizde delil olarak kullanılır.
İşte o hata anlarından birinde tüm itibarı altüst oluyor Kaan Balaban’ın. Kel Örümcek isimli bir X profilinin attığı tweet ile önünü alamadığı bir linç partisinin öznesi olarak buluyor kendini. Ve olaylar “E bu kadarı da olmaz… Yani… Olabilir mi ki?” dediğimiz noktalara varıyor.
Doğu Yücel’in yeni kitabı Trol, bu iki erkeğin ego savaşı üzerinden gerçek ile absürdü birbirine katıyor. Kitap, okuyucusuna kim haklı kim haksız ikilemi yaşatırken aynı zamanda günümüzün tartışılan konularını da sorgulatıyor. Sosyal medyada büyüyen linç kültürü, cancel culture (iptal kültürü) hareketleri, ifşalar, sokak eylemleri ve ünlülerin toplumsal sorumlulukları…
İşte tüm bunları anlatan ve yeni çıkan Trol kitabının yazarı Doğu Yücel ile buluştuk ve Trol’ün izini sürdük.
Geçen yıllarda Öldüğünü Google’dan Öğrenen Adam kitabınız için bir söyleşi yapmıştık. O röportajda “Okurların hayal dünyasını trollüyorum.” demiştiniz. Şimdiyse sadece okurların değil Kaan Balaban’ın da hayatını trollüyorsunuz. Bu sefer doğrudan bir trolün hikâyesini kaleme alma motivasyonunuz neydi?
Bu buluşmadan önce benim de aklıma o röportajın başlığı geldi. “Aynı şeyi yapıyor muyum, yine okuru trollüyor muyum?” diye sorguladım ve o günden bu güne bir fark olduğunu fark ettim. Ülke değişti, yaşadığımız ortam değişti… Artık benim trollememe gerek kalmadı, zaten normalimiz anormal. Daha önceki kitaplarımda gündelik hayatı sıradan ve monoton bulduğum için onu tepetaklak ediyordum. Şimdi hayatın kendisi bizi trollüyor zaten. Ülke, siyasetçiler, sanatçılar, patronlar, komşular, herkes… Aslında bu defa olanı yazdım.
