Fransa'da eylül ayında başlayan lise öğrencilerinin protestoları, 17 Ekim'de en geniş katılıma ulaştı. Öğretmen eksikliği, yetersiz kaynaklar ve eğitim sistemindeki sorunlara karşı başlayan gösterilere son olarak Sarı Yelekliler ve sendikalar da katıldı.
Ülke genelinde 550 bin ila 800 bin kişi sokaklara çıktı. Paris, Lyon ve Marsilya gibi kentlerde polisle göstericiler arasında çatışmalar çıktı. Araçlar ateşe verildi, mağazalar yağmalandı. Cumhurbaşkanı Macron 18 Ekim’deki ulusa sesleniş konuşmasında şiddet olaylarını "Cumhuriyet'in temellerine saldırı" olarak nitelendirdi.
19 Ekim Pazartesi gecesinden itibaren Paris, Nice ve Bordeaux'nun bazı bölgelerinde sokağa çıkma yasakları uygulanmaya başladı. Lyon'da ise gösteriler kısıtlandı.
Princeton Üniversitesi'nden tarihçi David A. Bell'e göre Fransa'da sokak, dördüncü güç işlevi görüyor: Yasama, yürütme ve yargı halkın taleplerine karşılık vermediğinde başvurulan bir siyasi güç.
Bu anlayışın iki yüzyılı aşan bir geçmişi var. Bu seferki gösterilerde kullanılan pankartların, sloganların ve sembollerin pek çoğu da Fransa'nın devrimler ve protestolarla şekillenen tarihinden geliyor.
1789: Bastille'den Cumhuriyet'e
18. yüzyılın sonunda Fransa, Avrupa'nın en güçlü monarşilerinden biriydi. Ancak savaş borçları devlet hazinesini tüketmiş, yüksek enflasyon ve kötü hasatlar gıda fiyatlarını yükseltmişti. Din adamları ve soylular ayrıcalıklarını korurken nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan köylüler, kentli emekçiler ve burjuvazi siyasi kararların dışında kalıyordu.
Kral 16. Louis, mali krizi çözmek için 175 yıldır toplanmayan Genel Meclis'i 1789'da yeniden toplantıya çağırdı.
Ancak soylu ve din adamı unvanı olmayan her kesimin dahil olduğu “üçüncü sınıfın” temsilcileri, kendilerini Ulusal Meclis ilan ederek tartışmayı vergilerden egemenlik meselesine taşıdı. Yalnızca devletin nasıl yönetileceği değil, yönetme hakkının kime ait olduğu sorgulanıyordu.
Bugün Paris'teki gösterilerin önemli buluşma noktalarından biri olan Bastille Meydanı'nda o dönemde hapishane vardı. Kralın keyfî tutuklama yetkisinin ve mutlak otoritesinin simgesi olan Bastille, 14 Temmuz'da Paris halkı tarafından ele geçirildi. Devrim kısa sürede ülkeye yayıldı. Feodal ayrıcalıklar kaldırıldı ve İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi kabul edildi. Egemenliğin kaynağı artık kralın soyu değil, ulustu.
Ancak monarşiye karşı birleşen kesimlerin yeni düzenden beklentileri aynı değildi. Burjuvazinin siyasi temsil talebiyle Paris'in yoksul halkının ekonomik eşitlik beklentisi zaman zaman çatışıyordu. Süreç ilerledikçe sokak, devrimci yönetimlerin kararlarına karşı da bir baskı aracına dönüştü.
1792'de monarşi kaldırıldı, 16. Louis ertesi yıl idam edildi. Devrimciler arasındaki iktidar mücadelesi ise giderek sertleşti. Robespierre'in öne çıktığı Jakoben yönetimi sırasında, 1793-1794 yıllarındaki Terör Dönemi'nde binlerce kişi devrim düşmanı olmakla suçlanarak idam edildi.
1789, Fransa'ya bütün sorunlarını çözen bir siyasi düzen bırakmadı. Ama halkın iktidara karşı çıkabileceğini, hatta onu değiştirebileceğini gösterdi. Sonraki kuşaklar da her yeni krizde bu deneyime dönecekti.

1830 ve 1848: Barikatların yüzyılı
1789 İhtilali monarşiyi kalıcı olarak ortadan kaldıramadı.
Napolyon'un 1815'teki Waterloo’daki yenilgisinin ardından Avrupa monarşilerinin desteğiyle eski kraliyet ailesi Bourbonlar yeniden iktidara geldi. 1830'a gelindiğinde Kral X. Charles, basın özgürlüğünü kısıtlayıp parlamentoyu feshederek kraliyet otoritesini güçlendirmeye çalışıyordu.
