Bir yemek, içindeki bileşenlerin oluşturduğu bir bütün, doymak için yediğimiz bir öğün değildir her zaman. Yemek tarifi denen şey de öyle… Oransal bir reçeteden, yol gösterici bir kılavuzdan daha fazlasıdır çoğu defa.

El aldığımız kişiden taşıdığımız bir izdir, kuşaklar ve kültürlerarası bir aktarıcıdır, komşuya gönderdiğimiz dolu tabağın sürprizlerle geri dönmesidir, anneden geçen el lezzeti, elden ele dolanan pasta tarifi, dolayısıyla bir dayanışmadır.

Bu aralar elimde dolanan bir kitap var: Kadınlar Koğuşu Tatlıcılar Kulübü. İran’ın en acımasız cezaevlerinde hayata tutunmanızı sağlayacak 16 tatlı tarifi diyor altbaşlığında. Ama bu yalnızca tariflerin buluştuğu bir kitap değil, bir hafıza ve yaşantı metni.

İranlı aktivist ve gazeteci Sepideh Gholian’ın cezaevinde kaldığı yıllarda yaptığı tatlı tariflerini, cezaevi arkadaşlarının hikayeleriyle harmanladığı bir anlatı. Dolayısıyla kitap, son günlerde yaşananların ağırlığıyla da birleşince, tadına doyulmayan ama çok şerbetli bir tatlı gibi midenize de oturabiliyor zaman zaman.

Komşularımızın hikayeleri

Kadınlar Koğuşu Tatlıcılar Kulübü, yeni kurulan bir yayınevinin, Nâra Kitap’ın ilk ürünü.

Yayınevi, yayınlayacağı ilk diziye “Komşu” ismini vermiş. Amaçları, bulunduğumuz toprakları ve çevresini birlikte paylaştığımız komşularımızın çağdaş hikaye anlatıcılarına bir alan açmak. “Nasıl ki bir mahalleyi mahalle yapan orada yaşayan insanlar ise bir coğrafyaya bulunduğu değerleri katan da birbirine komşu kültürler.” diyerek yola çıkmışlar. Komşularımızın arasından seçtikleri ilk durak ise İran.

Giriş metninde kitabın son okumasını, 28 Aralık 2025’te İran’da patlak veren protestolar sırasında tamamladıklarını belirtiyorlar. Kitap benim elime geçtiğinde ise bundan iki ay sonrasıydı. İki gün sonra, 28 Şubat 2026’da İsrail ve ABD, İran’a saldırılarını başlattı.

İki ayda yeni bir kitap doğmuş, son okumadan ilk basıma gidilmişti. Ve yine o iki aya bambaşka bir sürü şey sığdırılabilecekken yanıbaşımızdaki komşumuzun payına, savaşın gölgesi düşmüştü.