Fayn’ın aylık planlama toplantılarından birinde, konu önerisi olarak başarısızlıkla baş etmek üzerine yazmak istediğimi paylaştım. Hayattaki başarısızlık anlarında bununla nasıl yüzleşilir? Özellikle de çocukken başarı fikrine fazla koşullanmış “çalışkan öğrenciler” yetişkin hayatında başarısızlıkları nasıl göğüslenebilir? Aklımdaki sorular bunlardı.
Zira yakın zamanda fazlasıyla eleştirildiğim ve bundan dolayı kendimi çok başarısız hissettiğim bir durum yaşamıştım. Ve tam da böyle bir öğrenci olduğumdan bu olağan eleştiri hali sanki doğrudan varoluşuma bir tehdit gibi gelmişti.
Toplantıda bu önerim kabul edildi. Gelin görün ki bu toplantının üzerinden neredeyse iki ay geçti…
Ben bir türlü teklif ettiğim yazının başına oturamadım. Aklımın bir yerinde sürekli döndü durdu ama kendimi nasıl ifade edeceğimi bilemedim. Belli ki başarısızlık yaşamayı geçtim, üstüne düşünmek bile bana zül geliyordu. Üstüne üstlük, yazacağım her yazı sanki bir performanstı ve ben her seferinde kaybetmekten korkuyordum.
Derken yolum bir şekilde “Oh be!” - Başaramayanlar isimli gülmeli, ağlamalı, danslı etkinlikle ve etkinliğin yürütücüsü Buse Naz Yılmaz’la, nam-ı diğer “Dansöz Buse” ile kesişti.
Adına ister algoritma deyin ister nasip, tam da ihtiyacım olan zamanda karşılaştığım bu etkinliğin yolunu tuttum ve şu başaramama meselesini aslında bir psikolog da olan Buse Naz Yılmaz’la konuştum.
Biraz da yapamadıklarımızı mı konuşsak?
“Oh be!” - Başaramayanlar, bir rahatlama, iç dökme etkinliği. Yürütücüsü bir psikolog olsa da bir grup terapisi değil. Katılımcılarına özgür bir alan açmak isteyen, o yüzden de herhangi bir kalıba girmeye çalışmayan bir gösteri.