Bad Bunny, nam-ı diğer Benito Antonio Martínez Ocasio, Amerikan futbolu liginin şampiyonluk maçı Super Bowl’un o devasa yeşil sahasında elinde gökyüzü mavisi bir bayrakla dururken sadece bir şarkıcı gibi değil; bir kıtanın, bir dilin direnişçisi gibi görünüyor. 

Benito için Super Bowl bir ilk değil; daha beş sene önce, 2020’de o sahneye Shakira ve Jennifer Lopez’in konuğu olarak çıkmış ve Latin trap müziğinin ayak seslerini tüm dünyaya duyurmuştu. Üç sene önce yayınladığı ve her karesiyle toplumsal cinsiyet rollerini altüst eden "Yo Perreo Sola" klibi milyarlarca kişi tarafından izlenirken, o aslında çoktan kendi krallığını kurmuştu.

Burada her şey sadece "iyi pazarlama"dan ibaret değil. Zira progresif şarkı sözleri ve daha önce kazandığı onlarca ödül ile Spotify rekorları, bugün yaşadığımız bu "Bad Bunny çılgınlığının" tesadüf olmadığını gösteriyor. 

Benito Bowl

Super Bowl şovu bittiğinde YouTube’daki performans videosunun altına düşen bir yorum, aslında o gece stadyumda ve ekran başında olan milyonların hislerine tercüman oluyordu: "Bad Bunny’nin kendi konserinde araya Amerikan futbolu maçı sıkıştırılmasına izin vermesi ne kadar nazikçe!" 

Gerçekten de o gece izlediğimiz şey, milyarlarca dolarlık bir spor organizasyonunun devre arası şovu değil, Benito’nun tüm dünyaya haykırdığı bağımsızlık manifestosuydu. 

Sahneye Porto Riko’nun sokak satıcılarını, yerel evlerini ve bu evlerdeki yaşayış biçimini anlatan "la casita" kültürünü taşıdı. Ama en büyük golü, şovun sonunda "God Bless America" dedikten sonra attı. O cümleden sonra durmadı; Şili, Arjantin, Uruguay ve Meksika diyerek tüm kıtayı tek tek saydı. 

O an anladık ki Benito için Amerika sadece 50 eyaletten oluşan bir federasyon değil, ortak bir dili ve acıyı paylaşan devasa bir coğrafyaydı. Peki, ne ara Porto Riko’da bir süpermarkette reyon görevlisi olan o çocuk, İngilizceye tek bir kelime bile teslim olmadan Amerikan merkezli emperyalist pop kültürünü diz çöktürdü?