Türk futbolunda duymaya alışkın olduğumuz bir klişe vardır. Milli takım veya kulüp seviyesi fark etmez. Ne zaman Avrupa’da başarısız olsak çareyi bir modelde arayan insanlarla dolup taşar spor medyası.
“Ajax modeli, Barça modeli, Alman modeli…” Bu tip örneklere bir yenisi eklenmek üzere. Norveç’in yaklaşık 55 bin nüfuslu Bodo şehrinden çıkan takım, birkaç yıldır Avrupa basamaklarını istikrarlı ve kararlı adımlarla tırmanıyor.
Bodo/Glimt, kurulduğu 1916 yılından varlığından haberdar olduğumuz 2020 yılına kadar neredeyse hiçbir elle tutulur başarı yakalayamamış bir kulüp. Kuzey Norveç takımlarının 1972 yılına kadar ülkenin en üst liginde oynama hakkına sahip olmaması bunda önemli bir etken. Ancak yine de bu tek başına yeterli bir sebep değil.
Kulüp, lige ilk defa yükseldiği 1976 yılından itibaren 40 sene boyunca adeta bir asansör takım hüviyetindeydi. Defalarca küme düştüler, yeniden yükseldiler. Son kez 2016’da ligden düştüler. Ancak dünyanın başka coğrafyalarındaki alışkanlığın aksine, küme düşen takımların telaşı içine girmediler.
Kendi içlerinden yetişen bir antrenör seçimi, dengeli bir gelir modeli, potansiyelli genç futbolcular, inişli çıkışlı ama kararlı adımlar…
Bodo/Glimt’in yüksek bütçeli Avrupa takımlarına kafa tutabilmesinin ardında çok gerekçe var. Şimdi asıl soru şu: Bizde neden aynı model uygulanamıyor?
Tarihi değiştiren karar
Bodo Glimt, 2016’da ligden düştükten sonra sakin ve emin adımlarla ilerlemeye devam etti. Profesyonel futbolculuğunda uzun yıllar Bodo forması giyen antrenörleri Aasmund Björkan’la yola devam etmeyi seçti. Yanına da pek tanınmayan ve teknik direktör olarak henüz bir başarısı bulunmayan Kjetil Knutsen’i ekledi.
Knutsen kariyerine 5. Lig’de başlamış, en üst seviyede takım çalıştırmamıştı. İkilinin yönetimindeki Bodo/Glimt en yakın rakibine 16 puan fark atarak yeniden birinci lige döndü.
2018 sezonu başlarken Björkan teknik direktörlük görevinden ayrılıp sportif direktörlüğe geçiş yaptı. Artık direksiyonda Knutsen olacaktı. İlk sezonlarında yerlerini sağlama aldılar. 16 takımlı ligi 11. sırada tamamladılar. 30 maçta aldıkları 14 beraberlikle, maçların neredeyse yarısını eşitlikle geçerek ilginç bir rekorun da sahibi oldular.
Martin Björnbak ile Kristian Opseth gibi takım için bazı önemli oyuncularını sattıkları ve kimilerince küme düşme adayı olarak gösterildikleri ertesi sezonda ise büyük bir sıçrama yaptılar. Ligi ikinci sırada tamamlayarak UEFA Avrupa Ligi Ön Elemelerinde oynama hakkı kazandılar. Daha ilginç olanı da bunu 21,2 yaş ortalamasına sahip bir kadro ile gerçekleştirmeleriydi.
Gelirlerde artış ve 103 gollü şampiyonluk
2020, Bodo’nun ilk zafer yılı oldu. Kadro çok değil, sadece bir yaş almıştı. Sezon öncesi yine oyuncu satışları ile kasa doldurulmuştu. Kaptan Ricardo Friedrich başta olmak üzere Hakon Evjen ve Amor Layouni gibi oyunculardan 4 milyon euro kazanılmıştı. Kimileri için küçük, Bodo için büyük bir adımdı. Çünkü bu meblağ neredeyse son 10 yılda transferden kazandıklarına eşitti.
Takımın felsefesi de buna uygundu. Oyuncu satışlarıyla elde edilen geliri sisteme uygun ve potansiyelli genç futbolculara harcamak istiyorlardı. Bu tip bir felsefe futbolda çoğunlukla başarısızlıkla eşdeğer görülür. Ancak borçlar gırtlağa kadar geldiğinde akla gelir bu tip yöntemler. Bodo/Glimt de 2000’li yılların sonunda ekonomik olarak sıkıntılı dönemler geçiren bir kulüptü. Onların farkı ise bu zihniyeti gerçekten benimsemeleri ve aksiyonlarını sistemli bir biçimde almalarıydı.
2020’de Norveç Ligi’ni 30 maçta 26 galibiyetle, rakip fileleri tam 103 defa havalandırarak zirvede tamamladılar. Avrupa’da iki ön eleme turu geçilmiş, üçüncü eleme turunda ise İtalyan devi Milan’a takılmışlardı. Daha gidilecek çok yol vardı…
Avrupa’da ilk adımlar
2021 sezonu başlarken yine kadroda dönüşüm vardı. Şampiyonluğa 60 gol ve 35 asistle katkı sağlamış olan ileri üçlünün tamamıyla yollar ayrıldı. Bu üçlüden Jens Peter Hauge’nin Milan’a giderken kazandırdığı 4 milyon 800 bin euro, kulübün o güne kadarki en büyük satışıydı.
Şampiyonluk unvanını korumak ise kolay olmadı. 2010’lu yıllarda dört kez ipi göğüslemiş olan Molde ile kıran kırana geçen yarış son haftaya kadar sürdü. Zirvenin sahibi üç puan farkla yine Sarı-Siyahlılar oldu. Esas hikâye ise Avrupa’da yazıldı.
Şampiyonlar Ligi’nin ilk eleme turunda Polonya ekibi Legia Varşova’ya elenen takım, yolculuğunu o sezon ilk defa düzenlenen UEFA Konferans Ligi’nde sürdürdü. Üç eleme turunu aştıktan sonra Roma, CSKA Sofya ve Zorya Luhansk’tan oluşan grubu namağlup ikinci tamamladılar.
Gruptaki üç galibiyetten en çok ses getireni ise hiç şüphesiz İtalyan devi Roma’yı 6-1 yendikleri maçtı. Sonraki iki eleme turunda Celtic ve AZ Alkmaar gibi önemli takımları eledikten sonra çeyrek finalde yeniden Roma’nın karşısına dikildiler. İlk maçı adeta bir kale haline getirdikleri evlerinde 2-1 kazandılarsa da turu bitirmeye nefesleri yetmedi. Rövanşta alınan 4-0’lık yenilgi, büyük başarılar için henüz erken olduğuna işaret ediyordu. Bodo’nun öyküsü tesadüf eseri yazılmayı değil, ilmek ilmek işlenmeyi bekliyordu.
Kısa süreli düşüş ve yeniden doğuş
2022’de yükselen grafiğine mola verdi Bodo/Glimt. Lig şampiyonluğunu 18 puan fark yiyerek Molde’ye kaptıran takım, Avrupa’da seviyeyi yükseltmişti ancak nispeten sönük bir yıl geçirdi. Şampiyonlar Ligi’nin kapısından döndüler. UEFA Avrupa Ligi’nde gruplarını üçüncü sırada tamamlayarak Konferans Ligi’ne düştüler, orada da ilk turda Lech Poznan’a elendiler. Ertesi yıl ligde zirveyi yeniden alsalar da Avrupa’da tablo değişmedi. Konferans Ligi’ne üç ön eleme sonucu ulaşan takım, yine ilk eleme turundan ötesini göremedi.
2024 ise Bodo/Glimt’in altın yılı oldu. Ligi yine kazandılar. Avrupa’da ses getirdiler. UEFA Avrupa Ligi’nin lig aşamasını dokuzuncu sırada tamamladılar. Ardından ilk eleme turunda Twente’yi, son 16’da Olimpiakos’u, çeyrek finalde ise Lazio’yu geçtiler. Ulaşılan yarı final, tarihi bir başarıydı. Ancak yarı finaldeki rakipleri Tottenham, rüyaya son verdi.
2025’te lig şampiyonluğunu bir puan farkla kaçırdılar. Avrupa’da ise ilginç bir ilerleme kaydettiler. Şampiyonlar Ligi’nin ön elemesinde Sturm Graz’ı geçerek ilk defa büyük sahneye adım attılar. Yeni sistemde, lig aşamasında oynadıkları sekiz maçın yalnızca son ikisinden galip ayrıldılar. Ancak bu iki maçtaki rakipleri dikkat çekiciydi: Pep Guardiola’nın Manchester City’si ile Diego Simeone’nin Atletico Madrid’i. Lig aşamasını bu galibiyetlerin de katkısıyla 23. sırada tamamlayarak kendilerini zar zor play-off turuna attılar. Orada gösterdikleri performansla da tüm dünyayı şaşırtmayı sürdürdüler. Geçen seneki Şampiyonlar Ligi’nin finalisti Inter’i önce kendi evlerinde 3-1 yendiler. İkinci maçta aldıkları 2-1’lik galibiyetle de marifetin sadece soğuk iklimlerinin sonucu olan suni çim zeminlerinde olmadığını gösterdiler.
2025/2026 UEFA Şampiyonlar Ligi’nde son 16 turundaki rakipleri ise Portekiz’in güçlü takımlarından Sporting Lizbon’du. Norveç ekibi, kendi sahasında oynadığı ilk maçta gücünü yine fazlasıyla gösterdi. Sondre Fet’in penaltıdan attığı gole Ole Blomberg ve Kasper Högh’ün golleri de eklenince ortaya çıkan 3-0’lık galibiyet, turun kapısını önemli ölçüde araladı. 1996/97 sezonunda Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finali görmeyi başaran Rosenborg’tan tam 29 yıl sonra aynı başarıyı tekrarlamalarına çok az kaldı. Çeyrek finalde ise Arsenal-Leverkusen eşleşmesinin galibiyle karşılaşacaklar.
Milyonlar saçmadan Avrupa’ya kafa tutmak
Transfermarkt verilerine göre Bodo/Glimt’in güncel piyasa değeri 57 milyon euro civarında. Son 16’ya kalan takımlar içinde en düşük değere sahip olan kulüp, 36 takımlı tabloda da 33. sırada bulunuyor.
Marifetin para saçmakta olmadığının en büyük göstergesi olarak Avrupa’ya kafa tutuyorlar. Bunu da son derece sistemli bir biçimde uyguluyorlar. Knutsen’in oynattığı yüksek tempolu, hızlı ve atak futbolla gözlerimizin pasını siliyorlar.
Bugüne kadar yaptıkları en pahalı harcama, Albert Gronbaek transferi için verilen 4 milyon 800 bin euroydu. Karşılığını ise aynı futbolcuyu Rennes’e 15 milyon euroya satarak aldılar.
Bu düzen sadece Bodo şehrinin temsilcisine değil, Norveç’e de fayda getirdi. Norveç Milli Futbol Takımı tam 28 yıl aradan sonra bu yaz Dünya Kupası’nda mücadele edecek. Havuzda belki fazla oyuncuları yok, ancak Avrupa’da yaptıklarının ve inatla uyguladıkları sistemin milli takıma da etki ettiğini söyleyebiliriz.
Sadece 8 bin 270 kişilik suni çim zeminli bir statta oynayarak, en pahalı futbolcusuna 4 milyon euro bonservis ödenmiş ve yaş ortalaması 24’e dahi yükselmemiş bir kadroya sahip olarak, tam sekiz yıldır aynı teknik direktörle çalışarak da Avrupa’da başarılı olunabildiğini gösteriyorlar.
“Neden kulüplerimiz Bodo/Glimt modelini uygulayamıyor?” sorusu ise gündemimizi yavaş yavaş meşgul edecek gibi duruyor. Bu sabırsız iklimde kendi adımıza benzer bir modeli hayata geçirip geçiremeyeceğimiz ise tartışmaya açık ayrı bir mevzu.
