“Arkadaş boşanması” lafı, kulağa tuhaf geliyor, ne de olsa boşanma evlilikle özdeş.
Ancak modern zamanlarda köken ailemiz ve partnerimizle kurduğumuz kendi ailemiz dışında dar ya da geniş bir arkadaş evrenine de sahibiz. Onlar da habitatımıza dahil. Bazıları ahretlik, bazıları ahbap, bazıları çok yakın, bazıları sadece tanış.
Ve bazen, hayat insanı başka yönlere savururken, bazı arkadaşlıklar da evlilikler gibi bitiyor.
Bu çoğu zaman kendiliğinden oluyor; görüşmeler seyrekleşiyor, konuşmalar kısalıyor, görünmez duvarlar yükseliyor. Bazı kopuşlarsa biriken öfkenin parladığı yerlerden çıkıyor. Ani ve dramatik yaşanan, ardında kırgınlıklar, cevapsız sorular bırakanlardan bahsediyoruz.
Arkadaşlık, bazen cinselliği dışlayan bir sevgililik hali gibi. Birbirini yakından tanıyan, güvenle bağlanan, acıyı da neşeyi de birlikte taşıyan insanlara arkadaş deniyor.
Sex and The City’de Miranda göz ameliyatı için partnerinden değil, Carrie’den destek ister mesela. Ayrılıkların ardından onların omzunda teselli buluruz.
Peki arkadaşımızdan ayrıldığımızda?
Neden koparız?
En yakın arkadaşımı kaybettiğimde, ne kadar üzüldüğümü anlattığım diğer arkadaşlarım şaşkındı. Geride bırakmam gerektiğini söylediler. Oysa sevgilimden ayrıldığımda sınırsız söylenme hakkım olurdu. Arkadaşlığın yası yastan sayılmıyordu.
Oysa kırklı yaşlarında olanlardan duyduğuma göre, arkadaşlarınızdan çok azı yaşamın o aşamasına taşınabiliyor.
Zamanla yüzleşiyoruz bu gerçekle. Çoğu anımsamakta zorlandığımız isimler, silik resimlere dönüşüyorlar.
Üniversite için şehir değiştirdiğimde, yakın bir arkadaşımdan uzaklaştığımı fark ettim. Terapistim ayrı yönlere doğru büyüdüğümüzü söyledi.
Genç yetişkinlerin arkadaşlık ilişkilerini inceleyen psikolojik araştırmalar da fiziki mesafenin ilişkileri etkilediğini gösteriyor. Gerçekten de artık buluşmalarımızdan eski keyfi almıyor, görüşmek için heves duymuyordum. İkimizin hayatında da yeni yakın arkadaşlar belirmişti.
Bağımız, geçmişten bugüne çekilmiş bir ip gibi hissettiriyordu. Ve her arkadaşlık bağının ipi farklıydı: Rengi, uzunluğu, dayanıklılığı…
Çoğu arkadaşlık, bu deneyimdeki gibi yavaş yavaş çözülüyor; düğümleri gevşiyor. Bazılarında tıpkı romantik ilişkilerdeki gibi zehirli bir dinamik gelişiyor, biri diğerine iyi gelmiyor. Bu iyi gelmeme hali fark edilince iradi bir terkle bitiyor ilişki. Bazen hiç açıklanmadan.
Bazen bir ihanet, büyük bir hayalkırıklığı, ihtiyaç olduğunda orada olmama, ani bir kopuş oluyor sebep. Bazen kibir, beğenmeme.
Bazen de kader, ölüm…
Sebebi ne olursa olsun, hele de günümüzün dinamik modern topluluklarında çoğumuzun kalabalık bir arkadaş mezarlığı var. Çoğunun hatırası silik.
Nicelik değil nitelik
Bazı eski arkadaşlıkların hatırlanmamasının başlıca sebebi, duygusal yatırımın ve paylaşılan anıların ufaklığı. Her arkadaşlık bizi yas tutacak kadar sarsmaz.
Dinlendiğimizi, yükümüzün alındığını, destek gördüğümüzü hissettiğimizde kuruyoruz o bağları. Olduğumuz kişi olarak görülüp öylece kabul edildiğimizde, yargılanmadığımızda oluşuyor samimiyet.
Minnesota Üniversitesi’nden sosyal psikolog Grace Vieth, arkadaşlıkların bitişini incelediği çalışmasında önemli olanın kaç arkadaşımız olduğu değil, o arkadaşlıkların yakınlığı ve duyarlılığı olduğunu vurguluyor.
Kaç kişiyle çevrili olduğumuzdan çok, kaç kişiyle filtresiz hallerimizle sevip sevilebildiğimize bakmak gerekiyor.
Arkadaşlık yası: Bir tür kayıp
“Yas, nereye gideceğini bilmeyen sevgidir” diyor Dead to Me dizisi. Arkadaşlık bittikten sonra, içimizdeki o sevgi yersiz ve yurtsuz gibi hissedebiliyor.
Yasın beş evresi (inkar, öfke, pazarlık, depresyon, kabullenme) romantik ilişkilerde olduğu kadar arkadaşlıklarda da yaşanabiliyor. Neyi kaybettiğimiz fark etmeksizin, yas hep aynı yas…
Üzerine konuşması da yaşaması kadar zor bir duygu bu. Bazen tamamen kaybolmuyor; zaman geçtikçe sadece başka anılarla çevrelenip, bize temas ettiği yerlerden biraz uzaklaşıyor.
Arkadaşlık biterken veda edebilmenin ne kadar önemli olduğunu, kendi yas sürecimde fark ettim. Eski en yakın arkadaşımla bir “closure”, yani kapanış konuşması yapmaya da ihtiyaç duydum.
Bazen içimizdeki o nereye gideceğini bilmeyen sevgi, öfkeye evriliyor. Bazen yitip gidiyor, bazen olduğu yerde kalıyor. Kapanış konuşması, hapsolmuş sevgiyi özgürleştirebiliyor.
İki insanın birbirinin hayatında ne kadar hızlı birer kıdemli yabancıya dönüşebileceğine şaşırdığımı hatırlıyorum.
Bir şans daha?
Bitmiş arkadaşlıkların ardından, bazen hâlâ o bağı hissedersiniz. Onlar artık hayatınızda olmasa da, kafanızın içinde hareket edebilir ve düşüncelerinizi etkileyebilirler.
Yeni tanıştığınız kişilerde onlarla kurduğunuz ilişkiyi arayabilir, yıllardır tanıdığınız insanlara ise o bağı kuramadığınız için öfkelenebilirsiniz. Çünkü belki de hâlâ o arkadaşlığı arıyorsunuzdur.
Bazen bir şans daha vermek iyi gelir. Zaman herkesi değiştirir; eskiden anlam veremediğiniz şeyler yeniden konuşulabilir, bazı çatlaklar onarılabilir. Yeniden bağ kurmak mümkün olmadığında bile, arkadaşlığa küsmemek iyidir. Çünkü bizi terk eden ya da bizim terk ettiğimiz herkes, geride bıraktıklarıyla bizi şekillendirmeye devam eder.
En başta sorduğum noktaya dönüyorum: Hatırlamaya değer arkadaşlıklarımdan neler karıştı içime?
Bu soruyla birlikte artık yaptığım esprilerde, beğendiğim şarkılarda, seçtiğim kahvede fark ediyorum, bir zamanlar yanımda olanların bir kısmı hâlâ benimle.
Yani aslında unutmuyoruz, sindiriyoruz belki de. Okuduktan sonra her ayrıntısını hatırlayamadığınız bir kitap gibi.
La finestra di fronte filminde şöyle bir replik geçiyor: “Seni terk eden herkes, her zaman yanında kendilerinden bir parça bırakıyor mu?”
İçimdeki ses ise şöyle diyor: “Ne anlatıyordu hatırlamıyorum ama o kitabı çok sevmiştim.”
