Her ne kadar kendisini, kendi kurduğu ve daimi koltuklarını bir milyar dolara sattığı Barış Kurulu’nun ömür boyu başkanlığına atamış olsa da, ABD Başkanı Donald Trump’ın ağzından bugünlerde savaş naraları hiç eksik olmuyor. 

Trump’ın hedefinde ilk başkanlık döneminde de sürekli tehdit ettiği İran var. Üstelik bu sefer ABD donanması bölgeye yoğun bir yığınak yapıyor.  Yüzen bir hava üssü niteliğindeki ve nükleer enerjiyle çalışan ve 90 uçağın bulunduğu USS Abraham Lincoln uçak gemisinden sonra, bu sefer de 75 uçak alan USS Gerald R Ford’un da Basra Körfezine doğru gitmek üzere Cebelitarık Boğazından geçti. 

Bu sefer kesin vuracak galiba endişesiyle İran’a giden uçakların bile iptal edilmesine yol açan Trump’ın İran’a yönelik son tehdit dalgası Ocak ayının sonunda gelmişti. O dönemde İran’da rejimi protesto eden kitlesel gösteriler vardı. İran resmî makamları, protestocu ve güvenlik görevlisi üç binden fazla kişinin öldüğünü söylerken, bazı insan hakları grupları sayının beş bini geçtiğini iddia ediyordu. İran’da internet ve iletişim kesintileri, bilgi akışını ciddi şekilde etkilediği için ülkede olan bitenleri doğrulayabilecek bağımsız mekanizmalar yok.

Protestoculara yönelik,  sosyal medya hesaplarından ‘yardım yolda’ mesajı bile atan Trump, Şubat ortasında “İran’ı vurup vurmamaya bir on için de karar vereceğim”, demişti. 25 Şubat’ta ABD Kongresi’ne hitap ederken, gerilimi diplomasi yoluyla çözmeyi tercih edeceğini söyledi.

Ancak, Trump’ın bir öyle bir böyle konuşmasını artık yadırgamayan dünya İran’a ABD müdahalesi ihtimalini hiç de yabana atmıyor.  

Zira İran-İsrail geriliminin, 13 Haziran 2025’te İsrail’in İran’a saldırmasıyla sıcak savaşa dönmesi, 23 Haziran’da ise ABD’nin İran’ın bazı nükleer tesislerini vurmasıyla doruk noktasına çıktıktan iki gün sonra 25 Haziran’da biten on iki gün savaşı hâlâ hafızalarda taze. 

Trump öteden beri İran’ın nükleer faaliyetlerinin barışçıl olmadığını iddia ediyor ve İran’a yönelik hasmane tutumunu bu bahaneyle gerekçelendirmeye çalışıyor. 

İran’ın mevcut yönetim biçimine açıkça karşı olan başka bir ülke de İsrail. İsrail, Gazze’de soykırım yaptığı dönemde, İran’ın farklı ülkelerdeki vekil güçlerini de hedef almış, Ortadoğu’da Tahran’ın etkisini büyük ölçüde kırmıştı. İsrail’in İran rejimini de değiştirmek istediği bir sır değil, hele ki ABD bölgeden mümkün olduğu kadar çok kuvvet çekmek isterken ve yeni bir düzen kurmayı hedeflerken. ABD’nin kurmak istediği yeni düzene itiraz edecek ya da sorun çıkaracak tek ülke ise İran. 

Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu kaçırmaktan çekinmeyen, Avrupa ile ittifakını küçümseyen, Grönland’i isteyen ve sahip olduğu silahları kullanmak için bahaneler arayan Trump’ın, İran’da rejim değişikliğini hedefleyen bir müdahalesi şaşırtıcı olmaz. Ancak bu müdahalenin nasıl olacağı ve İran’ın nasıl yanıt vereceği de hararetle tartışılan konular arasında. 

Peki ABD’in İran’a müdahale için önündeki seçenekler ne olabilir?

Bu soruya kesin bir yanıt vermek, Trump’ın öngörülemezliği de hesaba katılınca kolay değil ancak bazı tahminlerde bulunmak mümkün. 

Hamaney: Karizmasız liderlikten mutlak güce
İran’ın mutlak rehberi Hamaney, devrimin doğal lideri değildi. Karizma yerine aygıtı, inanç yerine devleti, meşruiyet yerine zorun sürekliliğini inşa etti. Hamaney’in yıldızı nasıl ve hangi koşullar altında parladı? Ailesine bile söz geçiremeyen Hamaney nasıl mutlak güç oldu?

1. Tahran’ı müzakereye zorlamak

ABD’nin Güney Çin Denizi’ne ilerlerken rotasını değiştirip bölgeye sevk ettiği tek savaş makinası, 90 uçağın inip kalkabileceği USS Abraham Lincoln değil. Ona eşlik eden başka destroyerler ve savaş gemileri de var. ABD’nin bölgedeki hava savunma sistemleri de aktif. Trump’ın deyimiyle armada…

Buna diplomaside de gunboat diplomasi deniliyor, kelimelerle değil de namlu ucunda diplomasi de denilebilir. Bu askerî güç tehdidi ile karşı tarafı bir şeyi yapmaya zorlamak, baskı altına almaya çalışmak, taviz koparmak anlamına geliyor. 

Kendi vatandaşları ya da toprakları üzerinde yaşayanları sokakta Göç ve Gümrük Muhafaza Kurumu ICE’nin maskeli memurları eliyle yargısız infazlarla uğratan ABD’nin temel derdinin İran’da protestocuları korumak olduğu pek inandırıcı gelmiyor. 

Trump’ın asıl niyetinin İran’ın nükleer faaliyetlerine son vermesini sağlamak, Tahran’ın elindeki uranyum stoklarının teslimi ya da ülke dışına çıkarılması, İran’ın bölgesel nüfuzunun yok edilmesi ve askerî kapasitesinin düşürülmesi olduğu aşikâr. Bunları müzakere yoluyla elde etmesi ise düşük bir ihtimal. Zaten Tahran nükleer gücünü tartışmaya bile yanaşmıyor, kaldı ki askeri kapasitesini düşürme ihtimalini varoluşuna yönelik bir tehdit olarak algılıyor. 

Yine de Cenevre’de iki taraf arasında müzakereler var. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi da bir anlaşmanın ulaşılabilir mesafede olduğunu söyledi ama Tahran’ın kırmızı çizgileri de yerinde duruyor. 

2. ABD’nin İran’da sembolik hedefleri vurması 

Savaş makinalarını sahaya sürmenin en kaçınılmaz sonuçlarından biri de bu silahlar kullanılmadığında caydırıcılığının yıpranmasıdır. Dünyayı güç kullanarak şekillendirmekte kararlı gözüken Trump’ın özellikle İran gibi, kendi hikayesi olan ve bunu anlatacak bir ülkeye karşı caydırıcılığının yıpranmasını istemeyeceği tahmin edilebilir. 

İran’da sembolik hedefleri vurmak, protestoculara somut anlamda pek bir fayda sağlamasa da Trump’ın kırmızı çizgiler çizip yüksekten tehditler savurup sonra da geri adım attığı yönünde bir algının oluşmasına engel olur. 

3. İran’ın güvenlik aygıtının hedef alınması

Trump, birinci başkanlık döneminde İran Devrim Muhafızları Komutanı Kasım Süleymani’yi öldürtmüştü. İsrail de İran ile doğrudan bağlantılı Lübnan Hizbullahı’ın birçok önemli ismini 2024 yılında çağrı cihazlarını uzaktan patlatarak yaralamıştı. İsrail aynı yıl Hamas lideri İsmail Haniye’yi de Tahran’da suikast ile öldürmüştü. 

ABD’nin Devrim Muhafızları ile kolluk kuvvetleri ve paramiliter Besic milisiyle bağlantılı çeşitli tesisleri ve üst düzey personeli hedef alması şaşırtıcı olmaz. Bu tür saldırılar protestoculara bir destek mesajı olarak algılanabilir ancak güvenlik aygıtında bir milyondan fazla görevlinin bulunduğu tahmin edilen İran için ne kadar caydırıcı olabilir ya da İran’ı neye zorlayabilir tartışmalı bir konu. 

Ayrıca İran’ın güvenlik aygıtını bir kampanya biçiminde hedef almak, Tahran’ın vereceği yanıtları tırmandırabilir ve çatışma daha öncekilerin aksine kontrolden çıkabilir. 

4. İran’ın ekonomik yapısının hedef alınması

ABD’nin, Basra Körfezi’ndeki Hark Adası gibi petrol ihracat terminalleri ve kritik doğalgaz altyapısı gibi ekonomik hedefleri seçmesi de mümkün. Zira, İran ekonomik olarak zor günler geçiriyor ve bu hedeflerin vurulması, Tahran’ı epey sarsmaya aday. 

Ancak bundan enerji piyasalarının nasıl etkileneceği önemli bir sonu işareti. İran’dan petrol ve doğalgaz almaya devam eden ülkelerin tepkilerinin de hesaba katılması gerekiyor. 

Ayrıca ülkelerinin kaynaklarının hedef alınması, içinde bulundukları ekonomik durumu protesto için sokağa çıkmış İran halkını da rejimin yanında tavır almaya itebilir. 

5. Dinî Lider Hameney’in hedef alınması

Trump, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu kaçırdığından beri ABD ile ters düşen hiçbir ülkenin lideri rahat değil. Protestocuların hedefindeki isimlerden İran’ın Dinî Lideri Ayetullah Ali Hamaney’e yönelik bir saldırı çok da kolay olmayabilir. 

Hameney, devrim lideri Humeyni’nin yerini almıştı. Ölünceye kadar bu görevde kalmaya da devam edecek. Fakat yerine kimin geçeceği konusunda bir fikir birliği de bulunmuyor. 

Hameney’in ortadan kaldırılması ülkede bir iktidar boşluğuna neden olabilir ve iktidar boşluğunda olabilecekler kontrol altında tutulamayabilir. 

ABD’nin ilk darbesi: İran’daki Ajax Operasyonu
ABD, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu eşiyle birlikte kaçırdı. Yetmedi, Trump açık açık “Petrolümüzü almaya geldik” diyerek ülkeye çöktüklerini açıkladı. Eskiden böyle şeyler gizli operasyonlarla olurdu. ABD’nin ilk gizli darbesi de yine petrol yüzünden İran’da Musaddık’a karşı yapılmıştı.

Tahran’ın misilleme seçenekleri

Tırmanan gerginliğe rağmen Tahran’ın ilk kurşunu atmayacağı rahatlıkla söylenebilir. En azından görünürde atmayacağı. Zira İran, dünyanın dört bir tarafındaki kendisine bağlı irili ufaklı gruplarla her çeşit operasyona girişebilecek kapasitesini, bütün kırma girişimlerine rağmen, eskisi kadar güçlü olmasa da hâlâ muhafaza ediyor. 

ABD’nin askerî yığınak yapması, İran’ın herhangi bir saldırıyla karşılaşırsa nasıl misillemede bulunacağı konusunda da seçeneklerini daraltıyor. Hem ekonomik anlamda hem de ülkesindeki protestolar nedeniyle zorda olan Tahran yönetiminin, saldırıya uğrasa bile durumu tırmandıracak adımlar atmaktan kaçınması mantıklı görünüyor. Bununla birlikte, İran yönetiminin devrim tehlike altına girerse bütün tuşlara basması da şaşırtıcı olmayacaktır. 

Dolayısıyla İran, vereceği tepkiyi ABD’nin saldırısıyla doğru orantılı tutmaya çalışacaktır. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri İran’a sembolik saldırılar düzenlerse, İran da muhtemelen sembolik bir karşılık verecektir. Geçen yıl ABD, İran’a saldırdığında Tahran da önceden haber vererek Katar’daki ABD kuvvetlerine saldırı düzenlemişti. Bu durumda hem ABD’nin hem İran’ın kendi başarı hikayelerini anlatarak tansiyonu düşürmeleri mümkün. Ama Trump’ın isteğinin tansiyonu düşürmek olup olmadığı konusunda ciddi soru işaretleri bulunuyor. 

Fakat ABD ileri gidip örneğin Hameney’i hedef alırsa, İran’ın çok sert yanıt vermesi de söz konusu olabilir. Nitekim İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan 18 Ocak’ta “Ülkemizin yüce liderine yönelik bir saldırı, İran ulusuna karşı topyekûn bir savaş anlamına gelir” dedi. 

İran’ın krizi tırmandırmayı tercih etmemesi akla yatkın olmakla birlikte, aksi de mümkün. Böyle bir durumda İran, vekil güçlerinden kalanları devreye sokarak, Yemen’den Lübnan’a kadar geniş bir coğrafyada, hatta Afrika ve Latin Amerika’da da epey bir huzursuzluk çıkartacak, birden fazla cephe açabilecek kapasiteye sahip. 

İran’ın kendisine de zarar verme pahasına dünyanın petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde yirmisinin karşılandığı, bütün Arap Körfez ülkelerinin de kullandığı Hürmüz Boğazı’nı kapatması ya da kapatma noktasına getirmesi, dünya ekonomik dengelerini epey sarsacak nitelikte.  

Dolayısıyla kendisinden ileriyi düşünmesi pek umulmayan Trump’ın, İran’a yönelik bir saldırı başlatmadan önce üç dört adım sonrasını da hesaba katması gerekiyor. 

,

Türkiye’ye ne olur?

İran ile yaklaşık 500 kilometrelik bir sınırı paylaşan, birçok noktada rakip olsa da işbirliği alanları da bulunan Türkiye’nin bütün bu seçeneklerden etkilenmesi kaçınılmaz. Ancak bu etki de ABD’nin hangi seçeneği tercih edeceği, Tahran’ın nasıl bir misillemeyle karşılık vereceğine göre değişecek.

İki ülke arasındaki ticaret hacmi 5 milyar dolar. Türkiye doğalgaz ihtiyacının yüzde 13-14 kadarını İran’dan karşılıyor ama aradaki anlaşma bu yıl bitecek. Enerji uzmanları İran’dan gelen gazın kesintiye uğraması halinde Türkiye’nin enerji güvenliğinin çok etkilenmeyeceğini söylüyorlar ancak olası küresel piyasa dalgalanmalarından Türkiye’nin de zarar görmemesi imkânsız. Ayrıca günde ortalama 350-400 Türk kamyonu İran’a ve buradan da Orta Asya’ya geçiyor.

ABD-İran geriliminin emlak yatırımı sayesinde vatandaşlık almaya ilgi gösteren İranlılar için teşvik edici olacağı düşünülebilir. Ancak ülkenin yoğun bir savaş ortamına girmesi kitlesel bir göçü de beraberinde getirebilir.

Bağlantı kopyalandı!

Yazan:

Ayse Karabat

Ayse Karabat

ODTÜ Siyaset Bilimi bölümünü bitirdi. 1994’ten itibaren çeşitli radyo, TV ve gazetelerde çalıştı. Filistin’de ve Lübnan’da yaşadı. Kudüs’ün Gönüllü Sürgünleri ve Suriye Savaşları adlı iki kitap yazdı.