Türkiye, tarihinde sadece iki kez katıldığı, son katılımının üzerinden ise 24 yıl geçtiği Dünya Kupası’na yeniden kavuşuyor!
Play-off finalinde Kosova’yı 1-0 mağlup eden A Milli Futbol Takımımız, Dünya Kupası finallerine gitmeye hak kazandı. Bu; vakit olarak kısa olsa da zor ve gergin bir maceraydı. Nasıl geçtiğini de hatırlamak iyi olur.
Beklentiler yüksekti
Türkiye, çeyrek final oynadığı 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’ndan sonra Dünya Kupası için beklentileri yükseltmişti. Eldeki oyuncu grubu genç, potansiyelli yıldızlardan ve tecrübeli liderlerden oluşuyordu. Dünya Kupası hasreti mutlaka dindirilmeliydi. Ancak eleme grubu kuraları çekildiğinde, umutlar biraz azalmıştı.
Dört takımdan oluşan grubun iki takımı, iki komşumuzdu: Bulgaristan ve son Avrupa Şampiyonası’nda aynı grupta olduğumuz Gürcistan. Diğer rakibimiz ise fazlasıyla güçlü ve korkutucuydu: Son Avrupa şampiyonu İspanya…
Gruptan lider olarak çıkıp doğrudan finallere katılma fikri pek çok kimsenin gözünde soldu gitti. Makul hedef, ikinci olup play-off oynamaktı.
Eleme maceramız 4 Eylül 2025’te, Gürcistan deplasmanında başladı. 3-0 öne geçtiğimiz maçta Barış Alper Yılmaz’ın 71’de gördüğü kırmızı kart sonrası zorlansak da, 3-2’lik galibiyetle elemelere iyi başladık. Ancak ilk galibiyeti, ilk kriz takip edecekti.
İkinci maç, grubun favorisi İspanya’ya karşıydı. Milli takıma uğurlu gelen statlarımızdan birinde, Konya’daydık. Rakip güçlüydü ama en azından bir puan neden olmasındı? Olmadı. Hatta olabileceklerin en kötüsü oldu. İspanya, gole çevirdiği 6’sının yanında onlarca fırsatı da cömertçe harcadı. Yenilmek sorun değildi, ezilerek yenilmekse ülkeyi ayağa kaldırmaya yetmişti. Grup liderliği için hayalleri kura çekimi sonrası dahi devam edenler içinse 6-0’lık mağlubiyet, o hayalden vazgeçmeleri gerektiğinin ispatı olmuştu.
Ekim ayındaki milli ara, yara sarma dönemiydi. Önce Bulgaristan deplasmanından 6-1’lik galibiyetle dönüldü, ardından Gürcistan Kocaeli’nde 4-1 mağlup edildi. Farklı galibiyetlerle yeniden umut devşirildi. Artık grup ikinciliğini garantilemek için gereken, bir galibiyetti.
O galibiyet de kasım ayında geldi. Bulgaristan’ı Bursa’da ağırlayan Milliler, stresli geçen maçı 2-0 kazanarak grup ikinciliğini garantiledi. Grup liderliği için farklı galibiyetin gerektiği son maçtaki rakip ise İspanya’ydı. İmkansızın peşinde koşmadık, 2-2’lik beraberlik ve oynadığımız iyi futbol ile play-off aşaması için umutlarımızı artırdık.
Play-off aşaması
Play-off kuraları, 20 Kasım’da çekildi. Türkiye’nin Dünya Kupası yolunda önce çok tanıdık bir rakip, sonra da muhtemel bilinmezler vardı.
Yarı finaldeki rakip, A Milli Futbol Takımımızın tarihinde en çok karşılaştığı rakip olan Romanya’ydı. Romanya’nın başındaki isimse Türkiye’ye en az ülke kadar yakındı: Mircea Lucescu.
Kadrolar arasındaki uçurum derindi, Romanya’dan daha güçlü olduğumuz hemen herkesin malumuydu. Ancak 24 yıllık hasretin getirebileceği stresin yanında Lucescu korkusu, maçın düşünüldüğü kadar rahat geçmeyebileceğinin işaretiydi. Nitekim öyle de oldu. Aradığımız golü 53’üncü dakikaya kadar bulamadık, golden sonraysa maçın sonunu biraz zor getirdik. Stanciu’nun 77’nci dakikada direkten dönen şutu, yürekleri ağza getirdi. Ancak mutlu son, bu defa bizim hakkımızdı. Ferdi Kadıoğlu’nun golüyle gelen 1-0’lık galibiyet, Dünya Kupası için tek bir engel bırakmıştı önümüzde: Aynı akşam Slovakya’yı heyecanlı bir maçta, hem de deplasmanda 4-3 mağlup eden Kosova ile deplasmanda oynanacak tek bir maç…
Kosova, coğrafya olarak bize yakınsa da futbol tarihimizdeki yeri pek de yakın olmayan bir ülke. Zira bağımsızlığını ancak 2009 yılında ilan eden ülke, FIFA’ya ise 2016 yılında üye olabildi. Bu aralık içerisinde tarihlerinin ikinci maçını bize karşı oynayan Kosova Milli Futbol Takımı karşısında sahadan 6-1 galibiyetle ayrıldık. 21 Mayıs 2014’te, Soma maden faciasının acısı tazeyken oynanan maça Milli Takımımız siyah formayla çıkmış, FIFA talimatları gereğiyse milli logosu olan ay-yıldızı formasında kullanamamıştı.
Kosova’nın statüsünün resmileşmesi sonrası ise yollarımız sadece iki defa kesişti. 2018 Dünya Kupası Elemeleri’nde aynı grupta yer aldığımız Kosova’yı iki maçta 2-0 ve 4-1 mağlup ettik. Bugünse işimiz o günlerden daha zordu.
Hasret sona eriyor
Kosova, iki yıldır Alman teknik direktör Franco Foda tarafından yönetiliyor. Küçük ölçekli ancak başarı hedefindeki birçok Avrupa milli takımı gibi sağlam bir üçlü savunmayı tercih eden ve kaptan Vedat Muriqi liderliğinde şekillenen takım, Edon Zhegrova ve Fisnik Asllani gibi önemli yeteneklere de sahip. Ancak Kosova kadrosu, bize çok da yabancı değil. Kaleciler Arijanet Muric ve Visar Bekaj, yolu Çukurova’dan geçmiş isimler. Muric Adana Demirspor’da, Bekaj ise Hatayspor’da forma giydi geçmişte. Florent Hadergjonaj ile oyuna sonradan dahil olan Fidan Aliti, halihazırda Alanyaspor forması giyiyorlar. Oyuna Aliti ile birlikte dahil olan Milot Rashica ise Beşiktaş’ta. Takım kaptanı Vedat Muriqi’i de başta Rizespor ve Fenerbahçe olmak üzere birçok kulüpten hatırlıyoruz.
Milli Takımımız oyuna Uğurcan – Zeki, Ozan, Abdülkerim, Ferdi – Hakan, İsmail, Orkun – Arda, Kenan, Kerem on biriyle başlarken, Kosova ise Muric – Dellova, Hajrizi, Hajdari – Gallapeni, Rexhbecaj, Hodza, Vojvoda – Asllani, Muslija, Muriqi kadrosuyla başladı. İşimizin zor olduğundan bahsetmiştik, maçın sonunu da güçlükle getirdik. Maçın ilk yarısında Kosova ataklarından bunaldık, Asllani’nin direkten dönen şutunda rahat bir nefes aldık. Pozisyon bulmakta güçlük çektiğimiz maçın 53. dakikasında Orkun Kökçü’nün şutunu tamamlayan Kerem Aktürkoğlu, Dünya Kupası’na giden yolun kapısını araladı. Golden sonra da oyunun üstünlüğünü bir türlü ele geçiremedik, ancak kalemizi başarıyla savunduk. Altı dakikalık ek süreyi de kazasız belasız atlatan Millilerimiz, bir büyük hasrete son vermeyi başardı.
Türkiye, tarihinde sadece iki kez katıldığı, son katılımının üzerinden ise 24 yıl geçtiği Dünya Kupası’na yeniden kavuşuyor!
— Fayn (@faynstudio) March 31, 2026
Play-off finalinde Kosova’yı 1-0 mağlup eden A Milli Futbol Takımımız, Dünya Kupası finallerine gitmeye hak kazandı. #WorldCup2026 pic.twitter.com/YnHRXwq0Ps
Hikayenin sonu da benzer olur mu?
Dünya Kupası, futbolun tartışmasız en büyük sahnesi. 24 yıllık hasreti sona erdiren Milli Takımımızın turnuvadaki rakipleri de belli. D Grubu’nda ev sahiplerinden ABD ile birlikte Avusturalya ve Paraguay’la mücadele edeceğiz. Tıpkı unutulmaz 2002 yazında olduğu gibi, Avrupa takımı bulunmayan bir grupta bulunuyoruz. Hikayenin sonu da benzer olur mu acaba?
Dünya Kupası’na tarihte sadece iki defa katıldık. 1950’de kazandığımız katılım hakkını ekonomik yetersizlik gerekçesiyle reddettikten sonra 1954 için yeniden mücadeleye koyulduk. İspanya ile oynadığımız eleme maçlarının ilkini 4-1 kaybettiysek de, ikinci maçı Canavar lakaplı Burhan Sargın’ın golüyle 1-0 kazanmayı başardık. O dönemlerde eleme maçlarında toplam skora değil, toplam galibiyet sayısına bakıldığı için tarafsız sahada bir eleme maçı daha oynanmasına karar verildi. İtalya’nın başkenti Roma’da oynanan üçüncü maçın 90 dakikası da 2-2’lik eşitlikle sonuçlandı. 1950’lerden söz ediyoruz. Henüz uzatma devreleri yok, seri penaltılar dahi yok. Peki, Dünya Kupası’na giden taraf nasıl seçilecekti? Tabii ki kurayla!
Babası stadyumda çalışan 14 yaşındaki Franco Gemma bir kâsenin başına getirildi, gözleri bağlandı ve kendisinden kâseden bir kâğıt çekmesi istendi. Franco’nun çektiği kağıtta yazan “Türkiye” yazısı, İsviçre’deki finallere giden takımı bildiriyordu.
Aksak bir sistemde oynanan grup maçlarında Batı Almanya’ya 4-1 yenilen Milli Takımımız, ikinci maçta Güney Kore’yi 7-0’la geçti. Batı Almanya ile olan puan eşitliği, iki takım arasında oynanacak bir play-off maçıyla sonuca bağlanacaktı. O maçı da 7-2 kazanan Batı Almanya, şampiyonluğa yürüyecekti.
Aradan geçen 48 yılda sadece üç defa Dünya Kupası hayali kurulabildi. 1978’de İzmir’deki Avusturya maçı ve 1990 Elemeleri’ndeki İzlanda maçları, bir neslin kabuslarından çıkmadı. Türk futbolunun şahlanış döneminin başladığı 90’lı yıllarda ise Fransa 98 için umutlandık, bu defa da Amigo Orhan’ın kafasıyla hatırlanan Belçika maçı bir kabusa dönüştü. Ancak bu nesil, artık bir maçı kâbus haline getirmemeliydi, getirmeyecekti de…
2002 Dünya Kupası Elemeleri’nde grubunu ikinci tamamlayan Türkiye, play-off’ta Avusturya’yı 1-0 ve 5-0’lık galibiyetlerle geçerek bir rüyayı gerçekleştirdi. Ancak rüya henüz yeni başlıyordu…
Tarihte ilk defa ortak ev sahipliğinde, Japonya ve Güney Kore’de yapılan Dünya Kupası’nın gruplarında Çin, Kosta Rika ve son dünya ikincisi Brezilya ile eşleşen Türkiye, biraz zorlansa da grubunu ikinci tamamlayarak son 16 turuna yükseldi. Son 16’da ev sahibi Japonya’yı Ümit Davala’nın golüyle geçen Milli Takımımız, çeyrek finalde turnuvanın sürprizlerinden Senegal’le oynadı. FIFA ve UEFA organizasyonlarında 1993 ile 2002 yılları arasında uygulanan altın gol uygulamasının sonuncusu, Türk futbol tarihinin en unutulmaz golü olacaktı. 90 dakikası 0-0 biten maçın 93. dakikasında İlhan Mansız’ın attığı gol, Türkiye’yi sokaklara döktü. Yarı finalde, dünyanın ilk dört takımı arasındaydık.
Ama rüya yarı finalde bitti. Rakip yine Brezilya’ydı. Bu defa Ronaldo’nun “pis burun” vuruşuna yenilmiştik. Üçüncülük maçındaysa ev sahibi Güney Kore’yi 3-2 yenerek dünya üçüncüsü olduk. O günden beri de Dünya Kupası yüzü göremedik. Sürekli konuşulan o “Z kuşağı”, hiç Dünya Kupası görmedi. 2026 yazı, umalım ki en az 2002 kadar unutulmaz olsun. Ve dileyelim ki, gelecek nesiller bir sonraki kupa için yıllar boyu beklemek zorunda kalmasın.
Fayn'a abone olarak bağımsız yayınlarımızı destekleyebilir, her hafta yeni eklenen özel içeriklerimize sınırsız erişebilirsiniz. Şimdi abone ol!
