Yanı başımızda savaş da olsa, son yılların en tartışmalı davalarından biri de görülse Türkiye’de seçim hep gündemde… Kamuoyu araştırmacıları “Bu Pazar seçim olursa?” sorusunun peşinde düşüp sürekli anketler yapıyor ve o gün geldiğinde seçmenin ne yapacağını merak ediyor.

Işık Üniversitesi’ndeki Duygular ve Siyaset Laboratuvarı’nın (Emotics Lab) kurucusu, siyaset bilimci Prof. Dr. Seda Demiralp de bu merakın peşinde araştırmalar yapan isimlerden. Demiralp’e göre, bugün siyasette belirleyici olan, seçmenin ne kadar bildiği değil; belirsizlik karşısında nasıl hissettiği. Belirsizlik çağında seçmen gerçeği aramaktan çok rahatlamayı seçiyor. Bu da siyaseti ikna yarışından çok bir duygu yönetimi alanına dönüştürüyor.

Demiralp, Aralık 2025’te ekonomik açıdan çok zor durumda olduğu halde AK Parti’den vazgeçmeyen mavi yakalılar (mavi yakalı seçmenlerin yaklaşık %50’si) üzerine kapsamlı bir çalışma yaptı. Demiralp ile mavi yakalıların hangi duygular içerisinde olduğunu, seçmenlerin yaklaşık %25-30’una denk gelen ve son derece kritik geçişken seçmenleri, seçmenin hangi söylemlerden etkilendiğini, sağ popülist siyasete karşı muhalefetin hangi seçenekleri olduğunu, Bilal Erdoğan ve Hakan Fidan’ın seçmendeki karşılığını, İran-ABD-İsrail savaşının seçmene nasıl yansıdığını konuştuk.

İktidar 2023'te bir miktar oy kaybı yaşadı. Ama AK Parti'ye oy veren en geniş kesimlerden mavi yakalılar, ekonomik durumdan en muzdarip kesimlerden olmalarına rağmen partiden uzaklaşmıyorlar. Bulgular ne söylüyor? 

Burada hem sürpriz bir sonuç var hem de yok. Bu sonuç, kişilerin irrasyonel davrandıkları anlamına gelmiyor ama mevcut şartlarda genellikle onlardan beklenenden farklı davrandıklarını söyleyebiliriz. 

Genel ekonomik oy verme teorisi bize şunu söyler: Ekonomik açıdan başarısız olduğu zamanlarda iktidarın oyu düşer veya ekonomik olarak tatmin edemediği grupların oyunu kaybeder. Türkiye’de 2016'dan beri işler ekonomik açıdan iyi gitmiyor. En dar gelirli grupların da bu tabloda en kırılgan gruplar olduğunu düşünüp trenden ilk onlar atlar diye düşünüyoruz. İktidar çeşitli seçmen gruplarında oy erimeleri yaşıyor. Ama mavi yakalarda ya da genelde asgari ücretle çalışan en düşük gelir grubunda çok az bir dalgalanma var; iktidarın oyununun en sabit devam ettiği gruplardan birisi bu grup.

Peki, bu kesim niye başka alternatiflere yönelmiyor?

Bu çalışmada iki konuyu birden anlamaya çalıştık. Bir, aslında bu kesimler ekonomik olarak sandığımız kadar kayıp duygusu yaşamıyorlar mı, bu yüzden mi kopmuyorlar? Yoksa ekonomik anlamda şikayetleri olsa bile birtakım duygusal sebepler, duygusal faydalar ve duygusal maliyetler hesaba katılınca yine bu iktidarla devam etmek onlar için daha mı avantajlı? 

Ekonomik etkenden başlayalım mı?

Ekonomik oy verme davranışını çok kaba yorumlamamak lazım. Vatandaş durumdan memnun değilse o tuttuğu dalı bırakır, başka bir dalı tutar değil. Olan oldu diye düşünüyor. “Yarın kim benim ekonomik anlamda çıkarlarımı daha fazla ileriye taşır?” diye bakıyor. Geleceği göremeyeceği için de birtakım çıkarımlar yapmaya çalışıyor, bunun için geçmişe bakıyor. Geçmişte onu memnun etmiş ama şu anda memnun etmeyen bir seçenek bir tarafta, diğer taraftaysa uzun zamandır yönetmemiş dolayısıyla da yönetebilirliği hakkında bilgisi olmadığı, belirsizlik algıladığı bir seçenek varsa, ilkinden yana tercih kullanabiliyor. Hatta bunlara diğer tarafın geçmişte çok başarısız olduğu ile ilgili dezenformasyon, propaganda, söylem de ekleniyorsa... 

Peki, muhalefet bu yaklaşıma karşı ne yapabilirdi?

Burada muhalefetin yapabileceği şu olurdu: O belirsizlikle yani yönetebilirliğiyle ilgili kocaman soru işaretini mümkün olduğunca ortadan kaldırmak. Bunu yönettiği belediyelerle veya ekonomi söylemini çok netleştirerek yapabilirdi. Belediyelerle yapmaya çalıştı fakat 19 Mart süreci belediyeler üzerindeki kontrolünü sınırladığı için yönetebilirliğini ispatlamada da sıkıntı yaşadı.

İkinci olarak seçmenin çok net bir vizyon duymaya ihtiyacı olduğunu görüyoruz. Mavi yaka seçmenlerden “Muhalefet ‘Asgari ücreti artıracağım’ diyor ama nereden kaynak bulup artıracak?” veya “Sosyal yardımları artıracağım diyor ama nasıl kaynak bulup da bunu yapacak?” gibi soruları sıklıkla duyuyoruz. Çok soyut bir umut kavramı, “İşler iyi olacak” gibi bir söylem mavi yakalara fazla bir şey ifade etmiyor. Bu seçmen somut, kolay anlaşılabilir çözümler görmek istiyor. 

Muhalefetin geliştirmeye en açık olan kısmı nedir?

Ekonomik vizyonu netleştirmek. Tam olarak ne vaat ettikleriyle ve bunu tam olarak nasıl yapabilecekleriyle ilgili ortaya çok net bir vizyon koymak. 

2023'te Malezya'da 60 yıllık otokratik bir iktidarın bir muhalefet koalisyonuyla seçimlerde yenilmesi örneği üzerine çok konuşulmuştu. Bir parti iktidarda uzun süre kaldığında iktidar avantajı oluyor, onu yenmek diğer taraf için hep daha zor olmaya başlıyor. Ayrıca belirlilik - belirsizlik kontrastı zamanla artıyor, bir taraf 60 yıldır biliniyor, diğer tarafın yönetebilirliği belirsiz kalıyor. 

Malezya’da muhalefet iki defa arka arkaya seçim koalisyonu yaptı, birincisinde başarısız oldu ama bir sonrakinde başarılı oldu. İlk ve ikinci deneme arasındaki farkların başında seçim kampanyası geliyordu. Seçim kampanyasını ayrıştıran en büyük özellikse, ikinci seferde ekonomi vizyonunun çok netleşmesiydi. Muhalefet ikinci seçimde, kristal berraklığında çok sade, çok net, iktidarın ilk 100 gününde yapılacak 10 maddelik ekonomi vizyonunu anlattı.

Ama bir yandan muhalefetin iletişim imkanları da çok sınırlı oluyor.

Dezenformasyon da olsa, medya çok asimetrik de olsa bir şekilde muhalefetin seçmene erişip “Ben bunu yapacağım” diyebilmesi için normalden de daha sade, daha net bir şekilde kendini sunması lazım. Belki medyada iktidarın süresi muhalefetin kendine bulabildiği sürenin 20 katı olacak, ama muhalefet sözünü yaymanın yollarını mutlaka bulacak. Vatandaş yoldan geçerken bir billboardda, metroda birinin kolundaki bez çantanın üzerinde, bir başkasının üzerindeki tişörtte basılı o 10 maddeyi tekrar tekrar görecek, göre göre kafasında bir şey canlanacak. 

“Seçmen sosyoekonomik anlamda kırılganlaştıkça siyasi anlamda muhafazakarlaşıyor.”

Peki tüm bu temas kurma çabalarına rağmen seçmen hâlâ siyasi desteğini sürdürüyorsa, orada altta yatan sebepler neler olabilir?

Durumu en kötü olanın trenden ilk atlayacağıyla ilgili varsayımların aslında çok doğru olmadığını yakın zamanlı çalışmalarımızda görüyoruz. Tersine seçmen sosyoekonomik anlamda kırılganlaştıkça siyasi anlamda muhafazakarlaşıyor.