Ülkenin kaderinin değişmesine iki gün vardı. O sıralarda İstanbul’da bunu bilenlerin sayısı pek azdı.
Vakit gazetesinin 27 Ekim 1923’te çıkan manşetinde Vekiller Heyeti’nin istifa ettiği yer alırken bir köşede ülkenin karmaşık gündemiyle ilgisiz görünen bir fotoğraf vardı.
Göğüslerinde ay yıldızlı kırmızı şerit taşıyan beyaz formalarıyla bir grup genç futbolcu, “Romanyalılarla Dünkü Futbol Maçı” başlığının altında duruyordu.

Gazete, Rumenleri “fiziksel olarak güçlü, iyi organize olmuş ve disiplinli” bir takım olarak tanımlıyordu. Ancak bu müsabaka Türk futbol tarihindeki ilk milli maç olması bakımından ayrı bir anlam taşıyordu.
Önceki gün Taksim Stadyumu’nda saatler 15.15’i gösterdiğinde çalmaya başlayan bando, Rumen futbolcuları kendi milli marşları eşliğinde sahaya davet etmişti. Hemen ardından tribünlerde yerlerini alan yaklaşık 9 bin kişi hep bir ağzından yaklaşık 2,5 yıl evvel kabul edilen İstiklal Marşı'nı okuyordu.
Coşkulu kalabalık, golleri Zeki Rıza Sporel’in kaydettiği maçta alınan 2-2’lik beraberlikten kıvanç duyarken, A Milli Takım hikâyesinin ilk satırları da bu skorla yazılıyordu.
Rumen oyuncuların cazip durağı: Türkiye
Romanya ile Türkiye’nin futbol sahalarındaki ilişkisi, geçmişten bugüne uzanan özel bir bağa sahip. A Milli Takım’ın tarihinde en çok karşılaştığı rakip olan Romanya (27 maç), aynı zamanda Türk futbolunun uzun yıllar boyunca oyuncu havuzu olarak başvurduğu ülkelerden biri.
Ion Nunweiller’in 1968/69 sezonunun başında Fenerbahçe’ye transfer olmasıyla açılan kapıdan 60'ların sonunda yine Sarı-Lacivertli formayla Ilie Datcu, Beşiktaş'ta Ion'un kardeşi Lică Nunweiller, Altay'da Viorel Kraus ve Ion Motroc, Mersin İdman Yurdu'nda Octavian Popescu gibi isimler de geçmişti.
Nikolay Çavuşesku iktidarının erken döneminde Romanya’nın yüzü nispeten Batı'ya dönmüştü. Ancak 1970'lerde Rumen rejiminin otoriterleşmesiyle sporcular devletin malı gibi görülmeye başladı ve yurt dışına çıkışları kısıtlandı.
1980'lerde çöken ekonomi ile dışa kapanma daha da sıkılaştı. Ülkeden kaçmaya çalışan sporcular ağır yaptırımlarla karşılaşıyordu. Ancak Aralık 1989'da rejim yıkılınca Türkiye-Romanya hattı da tekrar işlemeye başladı. 1990’lara gelindiğinde transfer çılgınlığına giren Türkiye, Rumen oyuncular için de en cazip duraklardan biri haline gelmişti.
Öyle ki Samsunspor’dan Bursaspor’a, Altay’dan Vanspor’a kadar birçok Anadolu kulübü yabancı tercihlerini Rumen yıldızlardan yana kullanıyordu.
Hagi’nin gelişiyle kırılan algılar
Ezeli rakipleri Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın aksine daha önce Rumen oyuncularla yolu kesişmeyen Galatasaray, 1996’da Türk futbolundaki yıldız anlayışını kökten değiştirecek hamleyi yaptı. O yaz Türk futbolseverler, birçoklarına göre Romanya tarihinin en büyük futbolcusuyla, Gheorghe Hagi ile tanıştı.

“Karpatların Maradonası”, 1996–2000 arasında yaptıklarıyla Türkiye’ye gelmiş en büyük yabancı futbolcu tartışmalarında zirveye çıktı. Hagi ile birlikte Rumen oyuncuların üzerine yapışan “ucuz ama tekniği zayıf” algısı azaldı.
2000'lere doğru gelirken Adrian Ilie, Gheorghe Popescu, Viorel Moldovan ve Daniel Pancu gibi isimler oynadıkları kulüplerde unutulmaz hatıralar bıraktı. Ancak bu etki 2000’li yılların ortasına doğru zayıfladı. Galatasaray’ın ikinci Fatih Terim döneminde (2002-2004) transfer ettiği Rumen oyunculardan beklenen verimi alamaması, Popescu ve özellikle Hagi’nin yarattığı büyünün kırılmasına neden oldu.
Sahada değil kulübede bir Rumen
Tam da bu dönemde Türk futbol gündemine bir başka Rumen figür bu defa saha içinde değil kulübede damga vurdu. Galatasaray’ın Fatih Terim'le 2000'de kazandığı UEFA Kupası'nın ardından takımı emanet ettiği Mircea Lucescu, Türkiye’ye gelmeden evvel Romanya Milli Takımı ile İtalyan kulüpleri Brescia ve Inter gibi ekipleri çalıştırmıştı.

Sarı-Kırmızılılar ile 2000’de UEFA Süper Kupa finalinde Real Madrid'i deviren, daha sonra 2001/02’de şampiyonluğa uzanan tecrübeli çalıştırıcı, 2002/03’te ise 100. yılında Beşiktaş’ı Süper Lig’de zafere ulaştırmıştı.
2003/2004’te Beşiktaş ile bir sistem oturtmaya çalışsa da yönetimde yaşanan problemler sebebiyle bunu yapamadı ve Türkiye macerası sona erdi. Aklındakileri daha sonra Shakhtar Donetsk’te 12 yıl sürecek kupalarla dolu bir dönemde yansıtan Lucescu, 2017’de bu kez A Milli Takım Teknik Direktörü olarak Türkiye’ye döndü.
Ay-Yıldızlıların jenerasyon dönüşümünde takımın başında bulunan deneyimli hoca, 2018 Dünya Kupası’na katılamaması ve Uluslar B Ligi’nden küme düşmesiyle beklentilerin oldukça gerisinde kaldı.
Lucescu’nun ardından
Lucescu’nun Türkiye’deki son görev günleri iyi geçmese de gitmeden verdiği mesajlar dikkate değerdi. “Türk oyuncular da belli bir olgunluğa ulaştıktan sonra yurt dışına çıkmalı ve takımlarında sürekli oynamalı." ve "Türk futbolunda yeni bir nesil yaratmak üzereyiz. Bu neslin bir yere gelebilmesi için zamana ve sabra ihtiyaç var." ifadeleri bugüne ışık tutan cinstendi.
Türk futbolu son 4-5 yılda bunu pek de planlamadan büyük bir dönüşüm yaşadı. Avrupa’ya daha erken yaşta giden oyuncular ve farklı futbol kültürleriyle tanışan yeni bir kuşak Milli Takım'ın çekirdeğini oluşturuyordu.
Lucescu’nun ardından Şenol Güneş ve Stefan Kuntz dönemlerinde beklenen istikrarı yakalayamayan Türkiye, 22 Eylül 2023’te milli takımın başına Vincenzo Montella’yı getirdi. Stefan Kuntz sonrası dönemde A Milli Takım kamuoyuna güven verecek bir isme ihtiyaç duyuyordu. Birçokları için o kişi Montella değildi. Ancak yine de futbol sahada oynanan bir oyundu.

Montella dönemi
Montella’nın ilk sınavı deplasmanda oynanan Hırvatistan maçıydı. Türk futbolunun tarihsel olarak zorlandığı deplasmanlardan biri olan Zagreb’de gelen 1-0’lık galibiyetle Türkiye, tarihinde ilk kez Hırvatistan’ı deplasmanda mağlup ediyor, Montella ise takımın özgüveninin inşasında ilk tuğlayı yerleştiriyordu.
Bu sonuç kısa sürede güçlü bir ivmeye dönüştü. Letonya karşısında alınan 4-0’lık galibiyetle Türkiye EURO 2024 eleme grubunu lider tamamladı ve üst üste üçüncü kez Avrupa Şampiyonası'na gitti.
Almanya’daki EURO 2024'te çeyrek finale yükselen takım, 2008’den beri beklenen büyük turnuva heyecanını yeniden yurdun dört bir köşesine yaymayı başarmıştı.
Yeni neslin yükselişi
Montella’nın en dikkat çekici özelliği ise yaptığı taktik dokunuşların yanı sıra genç ve potansiyelli bir kadroyla cesur ve hücum ağırlıklı bir yapı tercih etmesiydi.
Milli takım havuzundaki klasik santrfor eksikliğini Barış Alper Yılmaz ve Kerem Aktürkoğlu gibi hareketli oyuncuları merkezde kullanarak çözmeye çalıştı. Zaman zaman “forvetsiz oyun” tanımıyla eleştirilse de bu tercih, Montella’nın ifadesiyle “ultra ofansif bir takım” yaratma arzusunun sonucuydu.
Türkiye Futbol Federasyonu da İtalyan teknik direktörün bu performansını karşılıksız bırakmadı. 30 Haziran 2025’te sözleşmesi 2026 Dünya Kupası elemelerini kapsayacak şekilde iki yıl daha uzatıldı.
Dünya Kupası’na giden yol
Türkiye 2002’den sonra 24 yıl uzak kaldığı Dünya Kupası’na katılabilmek için İspanya, Gürcistan ve Bulgaristan’ın yer aldığı E Grubu’nda mücadele etti. Grup maçlarında Arda Güler, Hakan Çalhanoğlu, Orkun Kökçü ve Kenan Yıldız gibi uluslararası seviyedeki yıldızların takımla uyumu, Türkiye’nin Dünya Kupası yolundaki en büyük kozlarından biri haline geldi.
İspanya maçında alınan 6-0’lık ağır mağlubiyet dışında hiç yenilmeyen Türkiye, Bulgaristan’a iki maçta 10 gol atarak altı puan aldı ve Gürcistan maçlarında da hata yapmadı. Son yıllarda Avrupa'nın tüm devlerini dize getiren İspanya'ya karşı deplasmanda alınan bir puan ise Dünya Kupası yolunu play-off'tan çizen takımın grupları başı dik bitirmesini sağladı.
Kritik eşikte tanıdık bir yüz
Türkiye’nin 24 yıllık Dünya Kupası hasretini dindirmek için aşması gereken ilk engelin başında tanıdık bir sima vardı: Mircea Lucescu.
Ağustos 2024’te 79 yaşındayken Romanya Milli Takımı’nın başına dönen Lucescu, Sir Alex Ferguson ve Pep Guardiola’nın ardından tarihte en çok kupa kazanan teknik direktör.
Her zaman yaptığı gibi burada da genç oyuncularla disiplinli bir yapı kurmayı hedefleyen tecrübeli teknik adam, topa sahip olan ve hızlı kanat hücumlarına dayalı oyun anlayışını kısa sürede takımına kazandırdı.
2024 UEFA Uluslar Ligi’nde C Ligi grubunu altıda altı yaparak lider tamamlayan Romanya, bu ivmeyi Dünya Kupası Elemeleri’ne taşımak konusunda sorun yaşadı.
H Grubu’nda Avusturya, Bosna-Hersek, Güney Kıbrıs ve San Marino ile eşleşen Romanya, ilk maçta Bosna’ya sürpriz bir şekilde yenildi ve Avusturya deplasmanından da puansız döndü. Ancak fikstürün ikinci yarısında gelen 10 puan Romanya’yı play-off turuna taşıdı.
Eleme sürecinde Dennis Man, Ianis Hagi, Razvan Marin ve Denis Drăguș takımın hücum gücünün merkezine yerleşirken Romanya için Hagi ve Popescu liderliğinde altın jenerasyonun baş gösterdiği 1998’den bu yana ilk kez Dünya Kupası'na katılma ihtimali gerçekçi bir hedef haline geldi.
Mart 2026’ya gelinirken Romanya cephesinde kısa süreli bir belirsizlik de yaşandı. Sağlık sorunları nedeniyle Lucescu’nun play-off maçlarında takımın başında olup olmayacağı tartışıldı. Ancak Romanya Futbol Federasyonu kısa süre içinde deneyimli teknik adamın görevine devam edeceğini açıkladı. Böylece Lucescu, aşina olduğu Tüpraş Stadyumu’nda, Türkiye karşısındaki kritik maçta takımının başında yer aldı.
Yeni bir sayfa, eski bir rakip
Bir asır önce tarihi bir eşikte karşılaşan iki ülke, Dünya Kupası yolunda birbirlerinin kaderini belirledi.
Maç öncesinde Romanya’nın kadrosuna bakıldığında bazı önemli soru işaretleri göze çarpıyordu. Birinci kaleci Ionuț Radu’nun oynayıp oynayamayacağı son ana kadar belirsizliğini korusa da Radu, ilk düdükle birlikte eldivenlerini takıp kalesindeki yerini aldı.
Öte yandan Türkiye ise formda yıldızlarıyla sahadaydı. Montella, ilk 11’inde Samet Akaydin’i Abdülkerim Bardakcı’nın partneri olarak seçerken kaptan Hakan Çalhanoğlu’nun yanında ise İsmail Yüksek’i kullandı. Kerem Aktürkoğlu’nun en uçta görev yaptığı hücum bölgesini ise Kenan Yıldız, Barış Alper Yılmaz ve Arda Güler tamamladı.
Maçın ilk bölümü Türkiye’nin enerjisi ve tribünlerin yarattığı atmosferle şekillendi. Vincenzo Montella’nın öğrencileri topa daha fazla sahip olan, oyunu rakip yarı sahaya yıkan ve baskıyla hata arayan taraftı. Ancak bu üstünlük uzun süre net fırsatlara dönüşmedi.
Türkiye’nin baskısı karşısında hızlı ataklarla sonuca gitmeye çalışan Romanya ise Ferdi Kadıoğlu ve Mert Müldür’ün arkasındaki boşlukları Dennis Man ve Mihaita ile değerlendirmeye çalıştı.
İkinci yarının ilk bölümünde, dakikalar 53’ü gösterirken beklediğimiz gol Fenerbahçe’den eski takım arkadaşlarının ortaklığında geldi. Arda Güler’in harika pasında, tam olması gereken yerde bulunan Ferdi Kadıoğlu, topu ağlara, Romanya’nın Dünya Kupası umutlarını ise bir başka bahara bıraktı.
1-0 geri düşmenin etkisiyle kalemizde baskı kurmaya çalışan Romanya, direkten dönen bir şutunun haricinde net bir gol şansı üretemedi. Hakemin son düdüğüyle Ay-yıldızlılar, Romanya’yı 1-0 mağlup ederek Dünya Kupası yolunda önemli bir engeli daha geride bıraktı ve play-off finaline yükseldi.
24 yıllık hasretin bitmesine son bir maç
Türkiye, Romanya’yı mağlup ederek 31 Mart Salı günü, tarihinin en büyük hasretlerinden birine nokta koyma şansı yakaladı.
Slovakya - Kosova maçının galibinin rakibimiz olacağı maç, 24 yıl sonra milli takımın Dünya Kupası coşkusuyla herkesi sokaklara dökeceği karşılaşma olabilir.
