Hapiste yazdığım günlüklerin ilkinin ilk cümlesi şöyle başlıyordu:
“İçeride olmanın en güzel yanı, sabaha karşı bir şafak operasyonuyla evinizin basılması ve gözaltına alınmanız ihtimalinin olmaması..!”
Yanılmışım…
Tutuklu iken de operasyona maruz kalabiliyormuşsunuz.
1 Temmuz’da 157 kişinin gözaltına alınmasıyla başlayan süreçte kentsel dönüşümde kooperatifçilik modeli hakkındaki davada her duruşmada tahliyeler olmuş, 9 Aralık’a geldiğimizde sadece iki kişi tutuklu kalmıştık. 5 Ocak’taki duruşmada artık bizim de tahliye olacağımıza dair kuvvetli bir inanç oluşmuştu. Çünkü dosya boştu ve dolandırıcılığa dair tek bir kanıt, tek bir tanık ortaya konamamıştı.
Cezaevindeyken bir daha tutuklanmak
Fakat duruşmaya beş gün kala yapılan bir operasyonla yeni bir soruşturma başlatıldı. Biz iki kişi ikinci kez tutuklandık. Böylece 5 Ocak’ta tahliye olma ihtimaline karşı tutukluluğumuzu yedeklediler. Nitekim 5 Ocak’ta tahliye kararı verilmesine rağmen salınmadık, hapishanedeki hücremize geri döndük.
Peki bu ikinci soruşturma neyin nesiydi? Kooperatiflerin iç işlerini ve sözde ticari suçlarını ortaya çıkartmak için başlatılmıştı. Suçun niteliği ise “zimmet”ti.
Yani “kişisel menfaat elde etmediği”mizin, “kamu zararının olmadığı”nın kanıtlandığı ilk dosyada; suç “nitelikli dolandırıcılık” iken, bu dosyada dolandıranlar dolandırdıklarını zimmetlerine geçirmişlerdi.
