Geliyordu gelmekte olan ve aşağı yukarı nereye varacağı öngörülebiliyordu.
2026’nın ilk günlerinde başlayan, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Şam yönetimi arasındaki çatışma - ateşkes - müzakere - çatışma - ateşkes döngüsünden bahsediyoruz.
Hani Türkiye’de iktidarın Terörsüz Türkiye diye adlandırdığı çözüm sürecine gölgesi vuran çatışmalardan…
Suriye’de ana omurgasını PYD - YPG’nin oluşturduğu, bazı Arap güçlerinin de içinde yer aldığı SDG’nin yeni Şam yönetimine entegrasyonu için 10 Mart Mutabakatı adı verilen bir anlaşma yapılmıştı. Anlaşmanın süresi 2025’in sonunda doldu. Ancak vakit tamam olduğunda ortada hâlâ entegre olunmuş bir yapı yoktu.
İşte Suriye’de 4 Ocak’ta Halep’in Eşrefiye ve Şeyh Maksut mahallelerinde çatışmalar böyle patlak verdi.
Şam, SDG’ye entegrasyon konusunda daha fazla pazarlık yapmayacağını göstermeye oralardan başladı.
Kısa sürede SDG’nin kontrolündeki mahalleleri ele geçirdi. Direnmek için kalan silahlı güçleri otobüslere bindirip gönderdi.
Hızla başarı sağladığını görünce de SDG’yi Fırat’ın doğusuna doğru süpürmeye devam etti. Gelen haberlerden anlaşıldığı kadarıyla bunu yaparken pek de zorlanmadı.
Deyr Hafer-Meskene, Tabka, Rakka ve Deyri Zor birkaç gün içinde Şam’ın kontrolü altına girdi.
Mesele, 1 Ekim 2024’ten bu yana yürüyen sürecin kilitlerinden biri, hatta en önemlisi haline geldiği için gelişmeler Türkiye’de yakından takip edildi. Çünkü Türkiye’ye göre PYD - YPG, PKK’nın uzantısı.
PKK’nın silah bırakması sürecin önkoşuluydu. PYD – YPG’nin Şam merkezi yönetiminin kontrolüne girmesi de o koşulun uzantısı.
Hükümetin istediği bir göz
Dolayısıyla Şam’ın SDG’ye karşı başarısı, Ankara’yı ziyadesiyle memnun etti. Hükümete yakın medyadaki başlıklar ve içerikler bunun göstergesi.
“Güvenlik kaynaklarına” ya da “yetkililere” dayandırılan haberlerle kamuoyuna özetle şu mesajlar verildi: