Yıllar önce, şimdilerde 13. yaşına girmek üzere olan kızım Doğa daha bebekken, güncel adı LGS (Liseye Geçiş Sınavı) o zamanlardaki adı TEOG (Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş) olan sınavın, çocukların ve ailelerinin üzerinde yarattığı baskıyı gördükçe üzülür, ama içten içe şöyle düşünürdüm: Nasıl olsa bizim önümüzde daha çok uzun zaman var, bizimki büyüyene kadar çok şey değişir, bu yanlıştan bir şekilde dönülür. 

Ne kadar iyimser bir yaklaşımmış, değil mi?

Sınav, ismi ve ufak tefek değişiklikler haricinde, hiç yıkılamayacak bir kale gibi hâlâ öylece duruyor. Hatta usulsüzlük ve şaibe iddiaları derken stresi, çilesi daha da katlandı. Yani işimiz, bir zamanlar o çok üzüldüğüm çocuklar ve ailelerinden daha zor şimdi.   

LGS derdi yedinci sınıfta başlıyor

Artık bir yedinci sınıf velisi olarak, LGS konusunda maalesef içerden bildirebiliyorum. Geçen yıla kadar ben de LGS’nin sekizinci sınıfın sorunu olduğunu düşünürdüm. Ama bu konuda da yanılmışım. 

Geçen yıl, kızımızın devam ettiği özel okula yapılan yüzde 100 zam sonrası, eğitimi tamamen ticarete çevirdiğini düşündüğümüz bu sistemin bir parçası olmayı reddetmiş, devlet okuluna geçiş yapmaya karar vermiştik. Bu süreçte yaşadıklarımızı da bir yazıda paylaşmıştım. Ama konu LGS olunca, sisteme başkaldırmak, bu düzenin bir parçası olmayı reddetmek çok daha zormuş, hatta imkansıza yakınmış. 

LGS ile ilk yüzleşme

Kızımız Doğa’nın yeni okulunda eğitim döneminin başlamasından bir ay sonra bir veli toplantısı yapıldı. Toplantıda arkamda oturan bir anne, öğretmenlerin yeterince ödev vermediğinden şikayetçiydi. Oysa ben çok fazla ödev verildiğini düşünüyordum, arkamı döndüm, “Daha fazla ne kadar ödev verilebilir ki, bu çocuklara yazık değil mi?” diye sordum. “Bu çocuklar, LGS çocukları, ne kadar ödev yapar, ne kadar çok soru çözerlerse o kadar iyi olur.” dedi. 

LGS, LGS çocuğu… Şaşırmıştım ama bunları daha çok duyacaktım. Velilerin de öğretmenlerin de öncelikli konusuydu. O veli toplantısının da ana gündem maddesi oldu.

Sonrasında da LGS’den kaçış olmayacağını düşündüren bir sürü olay yaşadık. 

Sitede karşılaştığımız bir komşumuz, kızımıza, “Hadi seneye LGS var, çok iyi çalışman gerekiyor.” telkininde bulundu ve bir akrabasının çocuğunun en yüksek puanlı liselerden birini kazanmasıyla övündü. 

Muayene için gittiğimiz bir doktor kızımın kaçıncı sınıfa gittiğini sordu, yedinci sınıf olduğunu söyleyince de “Seneye LGS, sıkı tut da iyi bir okul kazan.” tavsiyesinde bulundu. 

Bu LGS’den kaçış yok muydu? Galiba yoktu.  

Çocuklar vesilesiyle arkadaş olduğumuz velilerle buluşmalarımızın da yedinci sınıfla birlikte ana gündem konusu değişti.

“LGS yaklaşıyor, ne yapacağız” endişeleri, çevredeki orta karar iyi liselere dair yapılmış listeler, bir de tabii en üstteki nitelikli okullara dair hayaller, başarı derecesi yüksek dersaneler, daha doğrusu özel eğitim kursları… En önemli konularımız bunlardı artık.  

Yedinci sınıfın ilk ara tatilinde eski adı dersane olan bu özel eğitim kursları tarafından defalarca arandık. Zaten yedinci sınıfa giden bir çocuğumuzun olduğunu da biliyorlardı, telefon numaramızı da. Sonra bu kursların deneme sınavları başladı. Çocuklar, neredeyse her hafta sonu ayrı bir deneme sınavına giriyordu. Uzunca bir süre bu deneme sınavlarını görmezden gelmeye çalıştık. Çünkü erken olduğunu düşünüyorduk. Ama sistem ısrarcı, siz umursamamaya çalışsanız da birileri umursuyor ve umursamanızı da sağlıyor maalesef. 

Çocukların ve ailelerin zor sınavı

Ne kadar sınav stresinden uzak kalmaya çalışsak da LGS, çocukları da biz velileri de bir yerden yakalıyor. Doğa, en mutlu anında bile seneye sınava gireceğinin aklına geldiğini ve birden mutsuz hissettiğini söylemeye başladı. Bir arkadaşım da kızının stres yapınca yaşadığı hıçkırık sorununu kafasına taktığını, ya sınavda hıçkırık nöbetim gelir de sınavım mahvolursa diye dertlendiğini anlattı.