ABD, tarihsel olarak “arka bahçe” olarak gördüğü Latin Amerika’ya 2026 yılında sert bir giriş yaptı. Venezuela’ya yönelik uzun süredir devam eden askeri abluka 3 Ocak’ta doğrudan bir saldırıya dönüştü. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores kaçırılarak New York’a götürüldü.
Hemen ardından ABD Başkanı Donald Trump Venezuela’nın petrol kaynaklarını ve egemenliğini ele geçirdiklerini açıkladı. Sopa gösterirken abaya hiç ihtiyaç duymayan ABD Başkanı, Meksika ve Kolombiya gibi diğer Latin Amerika ülkelerinin bu olayı ibret alması gerektiğini vurguladı. Hatta doğrudan Kolombiya Başkanı Gustavo Petro’yu kastederek “Sırada sen varsın” dedi.
‘Bıraktığımız silahları almasını iyi biliriz’
Ne Beyaz Saray’ın küstahlığı ne de uluslararası hukuku bypass ederek yapılan ABD askeri müdahaleleri Latin Amerika için yeni. Fakat unutmamak gerekir ki direniş de bir o kadar bu kıtanın parçası.
ABD’nin hedef tahtasındaki bir diğer isim, Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro da Trump’a cevabında bu mirası hatırlatma ihtiyacı duymuş olsa gerek. Silah bırakarak seçimlere giren bir örgüt olan M-19’un eski üyesi olan Petro, kendilerine yöneltilen tehditlerin ardından “1989’daki Barış Anlaşması’ndan sonra bir daha kullanmamaya yemin ettiği silahları ülkesi için tekrar eline almasını iyi bildiğini” söyledi.
Bu sözleri anlamak için biraz geçmişi kazalım.
