Sayın Ahlak Bekçisi,

Ben orta ölçekli bir şirketin insan kaynakları bölümünde çalışıyorum. Aslında özlük işleriyle ilgileniyorum ama müdürümüz artık işe alım mülakatlarını da benim yapacağımı söyledi. İlk iş olarak da şirkete bir grafik tasarımcı gerektiğini ve işe alım sürecini benim yönetmemi istediğini bildirdi. Hemen işe koyuldum ve adaylarla görüşmelere başladım.

Bu pozisyon için şirket yönetiminin belirlediği maaş, piyasa ortalamasının biraz üzerindeydi. Yani işinin ehli, eğitimli ve deneyimli bir adayla çalışabilme imkânımız vardı. Mülakat sürecinde mesleki anlamda yeterli, eğitimini almış bir iki adayla da görüştüm. Ancak açık konuşmam gerekirse, bu adaylarda, işe dair bir heyecan ve istek göremedim.

Mülakatların son günlerinde orta yaşlı bir aday başvurdu. Kendisi grafik tasarım eğitimi almamıştı. Daha önce kasiyerlik ve satış danışmanlığı yapmıştı. Ancak grafik tasarımının gençlik hayali olduğunu, eğitim alma fırsatı bulamasa da yıllardır evdeki bilgisayarda gece gündüz çalışarak kendini geliştirdiğini, üstelik bu işe çok ihtiyacı olduğunu anlattı. Konuşurken gözlerindeki isteği ve heyecanı fark etmemek mümkün değildi. “Bana bir şans verilirse bu işi çok iyi yapacağıma hatta mucizeler yaratacağıma inanıyorum” demesi beni etkiledi. Ayrıca tecrübesizdi ve daha az maaş teklif edip şirkete kazanç da sağlayabilirdim. Kendisine, bu pozisyon için belirlenen maaşın yaklaşık üçte ikisini teklif ettiğimde bunu tereddütsüz kabul etti. Açıkçası bu teklifimin her iki taraf için de adil olduğunu düşündüm. Hem şirkete maliyet avantajı sağlayacak hem de bir insana hayalini gerçekleştirme fırsatı verecektim.

Ne yazık ki işe alımdan kısa bir süre sonra gerçeklerle yüzleştik. Birkaç hafta içinde ciddi problemler ortaya çıktı. Adayın sahip olduğunu iddia ettiği mesleki yeterliliklerden eser yoktu. Yaratıcı düşünce üretemiyor, daha da önemlisi grafik tasarım için temel kabul edilen bilgisayar programlarını dahi kullanamıyordu. Aylar geçtikçe, verilen işleri yapabilmek için sürekli YouTube videoları izlediği, orada gördüklerini birebir uygulamaya çalıştığı anlaşıldı. İşleri zamanında teslim edemiyordu. Üstelik yaptığı tasarımlar estetik açıdan kabul edilebilir kalitede değildi.

Kendisiyle tekrar görüştüğümde, CV’sinde grafik tasarım programlarını bildiğini belirtmesine rağmen bunları aslında video izleyerek öğrenmeye çalıştığını söyledim. Aldığım cevaba çok şaşırdım. “Ne var canım, herkes CV’sini biraz abartır” dedi. Tasarım kalitesinin yetersiz olduğunu söylediğimde ise, “O sizin bakış açınız, bence gayet iyiler” diyerek herhangi bir özeleştiri göstermedi. Mülakatta oldukça mütevazi olan bu kişi, geri bildirim toplantısında kendisini çok tuhaf cümlelerle savunuyordu. Açıkça ukalalık yapıyordu.

Sevgili Ahlak Bekçisi, ben bu kişiyi işe alırken niyetine, ihtiyacına ve hevesine güvendim. Galiba vicdanıma yenilerek ve kendi adıma risk alarak grafik tasarımcı olmayan birini bu pozisyona yerleştirdim. Şimdi ise müthiş bir vefasızlıkla karşılaştığımı düşünüyorum. Bu kişinin ahlaki değerleri hiç mi yok? Kendisine hayalini gerçekleştirme fırsatı veren birisine bu sözleri nasıl söyleyebilir? Bu durumu lütfen ahlaki açıdan değerlendirebilir misiniz?

Saygılarımla,

U. C.

**

Değerli okurumuz,

Karşılaştığınız talihsiz olayda ciddi bir ahlaki problem var, öncelikle bunu kabul etmeliyiz.

Mülakat yapıp işe aldığınız kişi size açıkça yalan söylemiş. İşin gerektirdiği profesyonel niteliklere sahip olduğunu söylemiş ama değil. Bazı işler gerçekten de diplomayla yapılmak zorunda değil. Mesela hukukçu yada sağlık çalışanı değilseniz, yetkili imza sahibi olmak üzere bir uzmanlık derecesi aranmıyorsa, birçok mesleği alaylı olarak yapabilirsiniz. Grafik tasarım da bunlardan biri. Ancak alaylı olarak bu mesleği yapmak, eğitime ihtiyaç yok anlamına gelmez. Grafik tasarım alanında da eğitimli olmanız gerek. Meslek edindiren bir okuldan olmasa da profesyoneller tarafından eğitilmelisiniz. Bir anlamda usta çırak ilişkisiyle eğitim almalısınız.